Sayfalar

20 Ocak 2026 Salı

Kula Yakışan Tevâzudur

Mürşid-i Azîzim Muzaffer Efendi Hazretleri buyurdular ki :

İbrâhim'e sordular, "Halîlullahım" dedi. Hazret-i Mûsâ, "Kelîmullahım" dedi. Îsâ, "Rûhullahım" dedi. Hazret-i Peygamber'e sordular, "Ene yetîm ve miskîn" dedi. "Yetîmim" deyince, "Seni cemî enbiyâdan âlî kıldım Yâ Muhammed" dedi, sallallahu aleyhi vesellem. 

Bazı adam, halkın ekserisi, kendi hadlerini bilmiyorlar da, Hakk'ı istiyor, filan filan. İstesin. Hattâ eşeğinin arpasını bile Allah'dan istesin ama insan haddini bilmesi lâzım ve günahına tövbe istiğfâr ederek Cenâb-ı Hakk'a ilticâ etmelidir. Âdem gibi adam olmak istersen, "رَبَّنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem tağfirlenâ ve terhamnâ le nekûnenne mine'l-hâsirîn" de. Yani günahını unutma! Yapdığın hayır hasenâtı unut, günahını unutma ve kendine yükle günahı. Ve ümîdini kesme Allah'dan, ümîdini kesme. Câminin kenarına oturana sadaka verilir, yardım ederler. Fakîr de olmasa oraya otursa, ona yardım ederler. Yani manâsı şu. Mütevâzi olana ikrâm olunur taraf-ı Hakk'dan. Ehlullahın "Ene'l-Hakk demeleri, "Leyse fî cübbeti sivallah" demeleri filan, onlar kendi kelâmı değildir onların, Hakk'ın kelâmıdır onlar.
Mü'mine yakışan dâimâ rahmet-i ilâhiyyeye muhtâc olduğunu hatırlamakdır, yeis değil. Yeis müslümana yakışmaz. Müminler Allah'ın rahmetinden ümîd kesmezler. Yeis yok. "En evvel cennete kim girecek?" diye sorsalar, "Ümîd ederim ki Allahu Teâlâ beni alır" diye insan o kadar Cenâb-ı Hakk'a hüsn-i zann edecek. "Ya cehennemden en son çıkacak olan mü'min kimdir?" diye sorsalar, gene kendini hatırlayacak, "Herhâlde en son çıkan ben olurum" diyecek. Cenâb-ı Hakk'ın celâlinden korkacaksın, cemâlinden ümîdini kesmeyeceksin. Bu da gene bidâyetdir yani havf ile recâ arasında bulunmak. Bir zaman gelir havf ve recâ da kalkar. Öyle bir makâma gelirsin ki senin gören gözün Hakk'ın gözü olur, Hakk senin gözünle görür, yâhud sen Hakk'ın gözüyle görürsün, Hakkın kulağı ile işitirdin, Hakk'ın diliyle söylersin. 
Böyle olmasına rağmen insan menîden geldiğini unutmamalıdır. Bir köylü çocuğuyuz, sultan bizi sarayına aldı, şımartdı bizi. Eğer unutursak köylülüğümüzü, huzûrda edebe mugâyir hareketlerde bulunabiliriz. Kovulmamıza sebeb olabilir. Eğer unutmazsak çoban çocuğu olduğumuzu, kavalı gözümüzün önünde bir yere asarsak, ne kadar sultana kurbiyyetde olsak gene biz kulluğumuzu unutmamalıyız. Öyle olduğu vakit, sâhibine tâlib demekdir. Edebi olmayanı ne huzurullaha kabûl ederler, ne huzûr-ı şeyhe kabûl ederler. İblis gibi tard olunur rahmet-i ilâhîden. O kadar mühimdir edeb meselesi. Her yerde huzûrullahda olduğunu bilmeli insan. Hilkatini unutmamalı, menîden geldiğini, âciz olduğunu. Ne kadar Cenâb-ı Hakk yüz verse, nice esrâr açılsa kendisine, gene kulluğunu unutmamamlı insan. Çünkü en büyük rütbe kullukdur. Kullukdan büyük rütbe olmaz. Allah'a kulluk ama nefse kulluk değil. "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluh". Abd ne demek? Kul demek. Efendimizin risâletinden evvel kulluğu geliyor. Kulluk meselesi çok mühim. Allah'a kul olan, iki cihâna sultân olur. 
Şimdi içime, kalbime bir korku düşdü benim. Halk benim elimi öpüyorlar, ben de onları mahrûm etmiyorum. Ağızları kirleniyor ama. Şimdi diyorum ki, "Eğer bu makâmın sâhibi olamazsam ben, yani elimin öpülmesine lâyık değilsem, elimi öpenler yarın yevm-i kıyâmetde yüzüme tükürürlerse ben ne yaparım diye düşünüyorum. "Tuuuu, biz bunu bir adam zennediyorduk, meğerse bu adam eli öpülecek değil, yüzüne tükürülecek bir adammış" derlerse.

Hani bir velînin huzûruna benim gibi bir edebsiz girmiş, demiş ki, "Bu akşam Resûlullah Efendimiz'i gördüm, benim ağzıma tükürdü" demiş. Luâb-ı şerîfini demek lâzım, tükürdü demek doğru değil, luâb-ı şerîfini. O zât ona demiş ki, "Oğlum, sende o ağız yok" demiş, "senin yüzüne tükürmüşdür o da, sen ağzını açmışsın" demiş. 
www.muzafferozak.com

1 yorum: