Sayfalar

10 Ocak 2026 Cumartesi

Amerika'da Sohbet - 23 Mart 1979 ABD

Mürşid-i Azîzim Muzaffer Efendi Hazretleri Amerika'da icrâ etdikleri zikir âyînlerinden  sonra âyîn-i şerîfi seyretmeye gelen halka soru sorma imkânı verirlerdi. İsteyen istediğini sorardı. Yine böyle bir soru cevap faslında bir Amerikalı söz alarak, "Sizin dîninizde, sizin tarîkatınızda kadınların durumu ileride değişecek mi?" diye sorunca Efendi Hazretleri buyurdular ki: 

Yok, değişmez. Belki çocuğu olmayanın çocuğu olur, anne olur. Anne oldu mu cennet annenin ayağı altındadır.  O şerefi alır. 

Bir başkası "Amerikalılar acaba bir gün dervîş olabilirler mi?" diye sorunca buyurdular ki:

Bütün mahlûkât dervîş. Ama kimi dervîşliğinin farkında kimi değil. Kâinâtda bir şey yok ki Hakk'ı zikreylemeyen. Öyleyse herkes dervîş. Ama bazısı dervîşliğinin farkında bazısı değil, gafletde. Gök kubbe, içinde bulunan yıldızlar kubbenin kandilleri, bütün mevcûdât Allah'ı zâkir, kâinât dergâh ve tekke. 

"Zikir esnâsında kadınlar niçin ayrı yerde duruyorlardı?" diye sorulunca buyurdular ki:

Evet, kadınlar aynı halakada değillerdi. Bunun da sebebi var. Erkekden asker oluyor, kadın ona yardımcı oluyor. Onun gibi. 

"İran'da olan hâdiseler hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye maksadlı bir soru sorulunca Efendi Hazretleri "İran'da hâdise mi var?" diye beklenmedik bir cevap verince dinleyenlerin çok hoşuna gitdi, salondakiler gülmekden kırıldı. Soruyu soran kişi, "Orada bir ihtilal var" diye ısrar edince, Efendi Hazretleri buyurdular ki:

Kâinâtın her tarafında ihtilâl var, fakat gene dediğim gibi, bazıları ihtilâlin farkında bazısı değil. Orada Humeynî ihtilâl yapmış. Her tarafda ihtilâl var. Hattâ insanların kendi şahsında da ihtilâl var.

Birisi, "Müslümanlar kendi peygamberlerini son peygamber olarak kabûl ediyorlar. Neden böyle olsun ki?" diye sorunca Efendi Hazretleri buyurdular ki:

Her şeyin bir nihâyeti vardır. Enbiyânın nihâyeti de Hazret-i Muhammed'dir. Her şeyin bir nihâyeti vardır. Bu kâinâtın da nihâyeti var. İnsanın ömrünün de nihâyeti var. Deryâların da nihâyeti var, karaların da nihâyeti var. Enbiyânın da nihâyeti vardır. 

Bir Amerikalı, "Az evvel bir hanım zikirde kadınlar niçin ayrı yerde duruyorlar diye sormuşdu, erkek rûhunun kadın rûhundan daha üstün olmasındandır" deyince Efendi Hazretleri buyurdular ki: 

Hayır, yanlış bir düşünce bu. Kadınların rûhu erkeklerin rûhundan üstündür. Çünkü annedir. Hazret-i Muhammed, cennet erkeğin ayağı altında demedi, kadının ayağı altında dedi. Böyle konuşmakla Hazret-i Meryem'i de gücendirebilir. 

"Dîn aklî midir hissî midir?" diye sorulunca Efendi Hazretleri buyurdular ki: 

Hem akla hem hisse. Çünkü tekâlif-i ilâhiyye akıllıyadır, akıllı olan kişiyedir. Akıllı olan kişi hissinin farkındadır. Öyleyse dîn hem aklîdir hem hissîdir. 

"İslâmla tasavvuf arasında ne fark var?" diye sorulunca Efendi Hazretleri buyurdular ki:

İslâmla tasavvuf arasında bir fark yokdur. Tasavvuf islâmda vardır. Fark diye bir şey yok. 

"Mezhebler arasında ne fark var? Mezheblerle tarîkatlar arasında ne fark var?" diye sorulunca Efendi Hazretleri buyurdular ki:

Mezhebler, imamların ictihâdıdır. Tasavvuf hâl ilmidir. Müctehidîn bir mesele hakkında ictihad eder, ictihadında ya isâbet eder veyâhud hatâ eder. Fakat bu ictihâdı hâle koymak, hâllendirmek tasavvufdur. Onun için Resûlullah'ın sözleri şerîat, yapdığı efâl ü harekât tarîkatdır, yoldur yani. Ve yolda bütün mahlûkâtın her nefesi sayısınca Allah'a giden yoldur. Eğer Şîa ile Sünnî arasındaki farkı soruyorsa, biz Şîilerin sevdiklerini severiz, onlar bizim bazı sevdiklerimizi sevmezler. Aradaki fark bu. Biz onların sevdiklerinin hepsini severiz. Biz hâl ehli olduğumuz için ne Şîa, ne Sünnî, ne Hıristiyan, ne Mûsevî, öyle bir şey aramıyoruz. Bizde insan sevgisi var, Allah sevgisi var. Bir adamda insan sevgisi varsa, Allah sevgisi vardır. Biz o sevgiyi tatmaya çalışıyoruz. İctihadlarla, mezheblerle uğraşmıyoruz. Yaradılanı hoş gördük, Yaradan'dan ötürü. Bizim meşrebimiz bu. Renk, ırk ayırmıyoruz. Kimde var cevher, Hakk'ın sun'-ı ilâhîsidir o kişi, o sanatı görünce onda biz Allah'ı görürüz. 

"Zikrullahı hep böyle mi yapıyorsunuz?" diye sorulunca Efendi Hazretleri buyurdular ki:

Kendi kendimize de yaparız, umûma hitâben de yaparız. Umûma yapmamız, yalnız yapmamıza mâni değildir. Yalnız yapmamız da umûma yapmamıza mâni değildir. "Niye oynuyorsun?" derse, manâları değişikdir, oyun değildir. Oyun değil. Benziyor ama manâsı ayrı. Meselâ ne gibi, bir adam gidiyor askerlikde adam öldürüyor, onu taltîf ediyorlar yani sen adam öldürdün diye. Ama aynı adam sivil hayatda birisini öldürse onu ne yapıyorlar, idâma mahkûm ediyorlar yâhud hapsediyorlar. Bak, fiil bir görünse de manâları ayrı ayrı.

"Size niye secde ediyorlar?" diye sorulunca Efendi Hazretleri buyurdular ki:

Bana secde etmiyor ki Allah'a secde ediyor. Bana secde etmiyor, ben yokum arada. Nereye dönse Allah'a döner kişi. Meselâ bi kilisede bir adam Îsâ'nın resmi önünde yâhud bir budist kendi putunun önünde secde etdiği vakitde puta mı secde ediyor? Hayır, Allah'a secde eder o.  

"Zikri sizin lisânınızla yapmak şart mı?" diye sorulunca Efendi Hazretleri buyurdular ki: 

Hayır. Allah her lisânı anlar. Hangi lisanla zikrederse zikretsin.

Müslüman olduğu anlaşılan birisi "Bu yapdığınızın dînde yeri yokdur" deyince, Efendi Hazretleri ona Arapça bilip bilmediğini sordular, biliyorum deyince, "Zâdü'l-Meâd'a ve Fütûhât-ı Mekkiyye'ye bak öyleyse" buyurdular. Zâdü'l-Meâd İbn Kayyım el-Cevziyye nâmındaki islâm âliminin büyük ve muteber bir eseridir. Fütûhât-ı Mekkiyye ise Şeyhü'l-Ekber Hazretlerinin emsâlsiz eseridir. Soruyu soran kişi, Fütûhât-ı Mekkiyye'nin Kur`ân'a uymadığını iddiâ edince Efendi Hazretleri'nin canı sıkıldı ve  buyurdular ki :

Bütün kitaplar Kur`ân'dan çıkmadır, hiç işkembeden laf söylerler mi? Bir çok sôfî gelmiş, büyük âlimler, bunların yazdıkları kitaplar bugüne kadar okunmuş ve bundan sonra okunacak. Bunlar bunu bilmiyorlar, dervîşlik olmadığı hâlde dervîş mi olmuşlar? Bunlar bilmiyorlar da şimdikiler mi biliyor? Cevap vereceğim şimdi. Kâlallahu Azze ve Cell, esteîzübillah, "فَاذْكُرُون۪ٓي اَذْكُرْكُمْ fezkürûnî ezkürküm", ve fî âyetin âhar, "اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ ellezîne yezkürûnallahe kıyâmen ve ku'ûden ve 'alâ cünûbihim ve yetefekkerûne fî halkı's-semâvâti ve'l-ard", ve fî âyetin âhar, "وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ vezkürullâhe kesîran le'alleküm tüflihûn".  

Aynı kişi, dervîşleri tembellikle ve tufeylîlikle ithâm edince Efendi Hazretleri  buyurdular ki :

Biz hepimiz iş sâhibi insanlarız. Hepimiz çalışırız biz. Hepimiz bir meslek erbâbı insanız. Dervîş olmayanlardan bir çok öyle çalışmayanlar da var. Hepimiz meslek sâhibi insanlarız. Buraya, işimizi gücümüzü bırakdık, sırf buradaki bulunan âşıklarla tanışmak görüşmek, bilişmek, koklaşmak için geldik. Belki onların bizden haberleri yok. Bizim de onlardan haberimiz yokdu. Anlaşalım, tanışalım, görüşelim. Bugüne kadar dövüş çıkmış aramızda. Biri demiş ki üzüm getir, biri demiş ki ineb getir, birisi demiş ezrib getir, birisi demiş engür getir. Kavga çıkmış. Meğerse dördü de hepsi de üzüm istiyorlarmış. Anlaşalım diye geldik buraya. 
Ben o soruyu sorana  hitâb ediyorum şimdi. Niçin gelip buraya bizi seyretdi? Seyretdiği mikdarda çalışması lâzımdı onun. (Tercüman bu kısmı tercüme edince salondakiler gülmekden kırıldılar ve Efendi Hazretlerini alkışladılar). 

Amerikalılardan biri, "Sizin memleketinize geldim, orada dinlediğim ezan sesi hâlâ kulaklarımda. Burada sizin zikir âyîninizde de aynı sadâyı duydum, aynı hazzı aldım" deyince Efendi hazretleri buyurdular ki : 

Onun işitmiş olduğu ezân Allah'ın bir davetiyesidir. Onun için bütün insanların üzerine tesiri olur. Yalnız bu tesirin olması için insanlarda istidad lâzımdır, istidâd olmazsa olmaz. Ve müezzinin ağzından ezanı okuyan Allah'dır. İnsanları necâta ve felâha çağırır. Birinci davet, mü'minleri çağırır. İkinci davet, Allah'dan uzak olanları, Allah'ı bilmeyenleri Allah'a çağırır. Çan da vurulduğu vakitde, o da davet eder. Çan Yâ Kadîm esmâsını vurur. Her neye bakarsan hepsi Allah'ı zikreder ama duymak için kulak sağır olmamlı. 

"Ezan her vakit ayrı bir uslûb ile mi okunuyor?" diye sorulunca Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Evet, evet. Sabah ayrı bir makâm ile okunur, öğlende kezâ, ikindide kezâ, akşam kezâ, yatsıda kezâ. Ova halkına makâmların başka türlü tesiri olur, dağlılara başka türlü tesiri olur. Onun için Türkçe öğrenip Galatatü't-Hatîb diye bir kitap var, onu okuması lâzım. Mevsimlerin ve zamanların insanlar üzerinde büyük tesirleri vardır.

"Zikrin sembollerinden biraz bahseder misiniz?" diye sorulunca Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Zikir kâinâtı temsil eder. Semâvâtdaki ecrâm-ı semâyı yani yıldızları ve ayları, kendi mihverleri etrafında döndüklerini göstermekde. Ve Allah'ın arşı etrafında melâikenin döndüğünü Kur`ân-ı Kerîm haber vermekde, "وَتَرَى الْمَلٰٓئِكَةَ حَٓافّ۪ينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْۚ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ ve tera'l-melâikete hâffîne min havli'l-arş yüsebbihûne bi hamdi rabbihim ve kudiye beynehüm bi'l-hak". Allah'ın isimlerini tesbîh ederek melekler Allah'ın arşı etrâfında tavâf ederler. Ve meleklerin semâda Beytü'l-Mamûr'u tavâf etdiklerinin, müslümanların dünyâ yüzünde Kabe'nin etrafında tavâf etdiklerinin remzini yapdık burada. 

Birisi, "Tarîkat ne zaman başladı?" diye sorunca Efendi Hazretleri buyurdular ki : 

Tâ kâinâtın evvelinden başladı. Âlem-i ervâhda, rûhlar âleminde başladı. Bu nasıl olur diye soracak olursa, şöyle isbât edeceğiz. Elektrik var idi, fakat Edison'a kadar kimse lambayı bilmiyordu. Bu aşk vardı, vakti geldi meydana geldi, tarîkatlarla beraber. 

"Ölümden sonra dirilme hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sorulunca  Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Elektrik sönüyor ve yanıyor. O kadar süratli yanıyor ve sönüyor ki, söndüğünün farkına varmıyoruz. Yani ölüyor ve diriliyor. "وَاٰيَةٌ لَهُمُ الْاَرْضُ الْمَيْتَةُۚ". Ölü ard bizim için büyük bir âyetdir. Sonbahar olduğu vakitde bütün ağaçlar yapraklarını döküyor, sebzeler, bütün çiçekler ölüyor, ilk bahar gelince diriliyor. Bu bir remzdir. Bütün insanlar ölüyor ve diriliyor, ölüyor ve diriliyor. Fakat bu çok süratli olduğu için insanlar ne öldüklerinin farkında ne dirildiklerinin. Bu da öldükden sonra dirilmeye bir âyetdir. İnsanlar ölüp dirilmeseler, bu dünyâ yüzünde yapılan iyilikler ve kötülükler, ne olacak bunların nihâyeti? Sonra, bir katre menîden, sudan insanı halk ediyor Allah. Misâli yok, modeli yok, benzeri yok, planı yok. Öldürdü sonra diriltmek Allah'a güç mü olacak yani. Birinci yaratmdan ikinci yaratma daha kolaydır. Düşünecek olursa eğer, insan kafasıyla.
"Zikrullahda neler hissediyorsunuz?" diye sorulunca Efendi Hazretleri buyurdular ki :
Bir çok şeyler var ki insan bu hissiyâtını anlatmak için ne lisan kâfîdir ne de kalem kâfîdir. Ancak bu hissiyatı anlatabilmem için onun da aynı hissiyâtı duyması lâzımdır ki anlasın. Damdan düşmeyen damdan düşenin hâlinden bilmez.

Zikir her zamankinden daha kısa sürdüğü için birisi sordu, "Yoruldunuz mu?" dedi. Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Hayır ben yorgun değilim. Bilakis ben şimdi dinçleşdim. Buradaki halkı sıkmayayım diye zikri kesdim ben. Yorulduğumdan değil. Biz o hâle geldiğimiz vakitde, yorulmayı bilmeyiz, yorulmanın ne olduğunu. Kalblerine bir sıkıntı gelirse, onlar bundan bir feyz alamazlar, onun için kısa kesdim, onlar için kısa kesdim.

Sıcak bir çölde harâretli olan bir kimse, su içmeye kanar mı? Kanar mı, kanmaz. Biz de Allah'ın aşkına, Allah'ın kudret eliyle sunduğu aşk şarâbına kanmıyoruz. Onun için her gün gecede ve gündüzde Allah'ı tesbîh ederiz. Çünkü O'nunlayız. Bu da Cenâb-ı Hakk'ın bize vermiş olduğu tevfîkidir, Allah'ın tevfîkidir yani.

"İnsan Allah'ı nasıl sevebilir?" diye sorulunca Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Bütün insanlarda Allah'ı sevmeye istidad vardır. Allah'ın ona vermiş olduğu nimetleri düşünecek olursa Allah'ı sevecekdir. Bazı adam Allah'ı niye sevmiyor? Allah'ın verdiği nimetleri düşünemiyor, bilmiyor, bilmediğinden sevmiyor. Yoksa vermiş olduğu nimetleri düşünecek olursa Allah'ı sevmesi lâzım. Bir göz vermiş bütün kâinâtı içine alıyor. Bir gözle bakıyor bir tâne görüyor, iki gözle bakıyor gene bir tâne görüyor. Bir söylüyorum burada kaç kişi varsa hepsi duyuyor. Bak bak Allah neler vermiş. Meselâ gözünün bir tânesini bana kaça satar? İkisini kaça satar? Pamaklarının tânesini kaça satar? Bunların hepsini Allah verdi, şimdi onu sevmeyecek mi? Başına bir şapka veren kişiye teşekkür ediyor, o şapkayı giymek için kendisine başı veren Allah'a teşekkür etmeyecek mi, onu sevmeyecek mi?

"Mikrofon gibi cihazlara alerjiniz var mı? Bazı müslümanlar yeniliğe, teknolojiye karşı" deyince Efendi Hazretleri buyurdular ki :

O cehâletdir. Hepsi Allah'ın halk etdiği şeylerdir. Ne diyor Cenâb-ı Hakk, "Bugüne kadar size bir çok şeyler halk etdim, bundan sonra da halk edeceğim". Peygamber zamanında buharlı gemiler yokdu, yelkenli gemiyle gidiyorlardı. Allah diyor ki "Daha büyüklerini size vereceğim", "وَاٰيَةٌ لَهُمْ اَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙوَخَلَقْنَا لَهُمْ مِنْ مِثْلِه۪ مَا يَرْكَبُونَ ve âyetü'l-lehüm ennâ hamelnâ zürriyetehüm  fi'l-fülki'l-meşhûn, ve halaknâ lehüm min mislihî mâ yerkebûn". "Siz kayıklara binip geçiyorsunuz, yakın bir zamanda kayıklar büyüyecek, büyük gemiler olacak, onlara bindireceğim" diyor, "ben yaratacağım" diyor. İnsan yaratmadı, Allah yaratdı. Güzellerin hepsini severiz. İnsanlara hizmet eden, insanlığa hizmet eden âletleri kullanmakla mükellefiz. Hattâ bunların aleyhinde bulunacak olur, sevmezsek, Allah'ı sevmiyoruz demekdir.

"Dervîş ne demek?" diye sorulunca Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Dervîş fakîr demekdir, dilenci demekdir, kapı eşiği demekdir. Bu da neden? Tevazuundan. Bütün mahlûkâtı, Allah'ın mahlûkâtını hor görmez, kendisini onlardan dûn görür. Böyle olanlar âhiretde sultân olur. Çünkü kim yüzünü yere vurdu, Allah onu yükseltdi, yüceltdi. Sular yerden akıyor, sonra onlar yüceliyorlar semâya, sonra tekrar su olarak düşüyorlar aşağı doğru. Sonra tekrar yükseliyorlar. 

Sakal meselesi hakkında sorulunca Efendi Hazretleri buyurdular ki : 

İslâmda kıl meselesi yok. Kıl meselesi yok islâmda. Bir adam ahlâkı mükemmel ise, onda sakal bir kemâl alâmetidir. Ahlâkı güzel olmayan bir adama sakal ne fayda verebilir. Hayvanın sırtındaki tüy daha hayırlıdır. Hiç olmazsa hayvanın tüyünden, sütünden, etinden istifâde ederiz. İnsanda bunlardan da istifâde edilmez. Ama ahlâkı güzel bir insanın sakalı kemâl alâmetidir. Onun kâmil olduğunu gösterir. Çünkü bütün enbiyâ sakallıdır. Yalnız bir tânesinin sakalı yok. Âdem Peygamber'in. 
Bir kıral Papa'nın yanına bir elçi gönderdi. O giden elçinin, ismini hatırlayamayacağım şimdi, o giden elçinin, sakalı ve bıyığı yokdu. Papa dedi ki, "Bir sakallı saçlı adam göndereceklerine senin gibi bir cascavlak bir adamı niye gönderdiler?" dedi. O da cevap verdi Papa'ya, "Bilselerdi senin kıla meraklı olduğunu, sana bir keçi gönderirlerdi. Ben insan olarak geldim sana" dedi.

Efendi Hazretleri sohbetini noktalarken şöyle buyurdular :

Bizi ikrâr eden yâhud inkâr eden, bizi seven yâhud bize nefretle bakan bütün bu Amerikalıları kendilerini sevgiyle selâmlıyorum ve kendilerine hayırlı geceler ve uzun hayırlı ömürler diliyorum, saadetli bir hayat sürmelerini ve bu fânî âlemde Allahu Teâlâ Hazretlerini bilip, bulup, Allah'la olmalarını Allah'dan temennî ediyorum.  

www.muzafferozak.com

5 yorum:

  1. Bazılarının dilinde büyük bir cahillikle edilmiş bir sòz vardır Allah ıslah etsin bu arada.O söz:
    Allah'a yakın,bana uzak olsun sözüdür,sevmedikleri kişiler için ederler bu lafı.Aslında kendine beddua ediyordur haberi yok.Efendi Hazretleri ise kendini sevmeyenlere bile en güzel duayı ediyor:Allah'ı bilip,Allah'la olmak.
    Arif olmak böyle bir şey işte.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben terbiye mânâsın da sanarak Allah hepimizi ıslah etsin diyordum. Bilgilendirme için teşekkürler

      Sil
    2. Allah ıslah etsin sözünü kastetmedim yanlış anlamışsın,söz:Allah'a yakın,bana uzak olsun sözü.Bu sözü edenlere Allah ıslah etsin dedim yorumda.

      Sil
    3. gördüm farkı mazur görün tekrardan teşekkür ederim hayırlı günler

      Sil
  2. Galatatü't-Hatîb hocam bu kitabi baktım bulamadım yardımcı olur musunuz?

    YanıtlaSil