HUTBE
Bu âlemde en kıymetli cevher îmândır, îmân! Bu îmân da, peygamberlerin Allah tarafından kullara teblîğ etdiği ve inanmaya dâir getirmiş olduğu umdeleri lisân ile ikrâr, yani ağız ile söylemek ve kalb ile inanmakdır, kalb ile tasdîkdir. Bizim bahsetdiğimiz îmân, Allah Resûlü Muhammed aleyhi's-salâtü ve's-selâmın taraf-ı Hakk'dan getirdiği maddelerdir. Îmânın makarrı kalbdir. Kalb sol meme altında çam kozalağı şeklinde bir et parçasıdır, zâhirde. Hakîkatde mir`ât-ı Hakk'dır, Allah'ın nazargâhıdır. Onun için bir mü'minin kalbini yıkarsan, Hakk'ın Kabe'sini yıkmakdan daha berbatdır. Allah'ın beytini yani Kabetullah'ı yıkmakdan daha kötüdür, mü'min kalbi yıkmak. Allah semâvât ve arda sığmadı fakat mü'minlerin kalbine sığdı. Ve nazargâh-ı ilâhî oldu mü'minin kalbi. Allah'a beyt oldu. Onun için mü'mine ihânet Resûlullah'a ihânet, Resûlullah'a ihânet ise, Allah'a ihânetdir. Mü'mine ikrâm, mü'mine hürmet, Allah Resûlü'ne ikrâm ve hürmet, Allah Resûlü'ne ikrâm ve hürmet de Allah'a hürmet ve ikrâmdır.
Îmânın makarrı, yani bulunduğu yer, kalbdir. Bir kimse lisânen ikrâr etse de kalbiyle inanmasa o adam münâfıkdır. Kalbiyle inanıp lisânıyla ikrâr etmese, halkın nazarında kâfirdir fakat hakîkatde mü'mindir. Fakat mü'minler onlara mü'min muâmelesi yapmazlar. her ne kadar kalbinde îmân varsa da. Fakat kalb Allah'a mahsûs olduğu için zâhire hükmedilir. Îmânını kalbinde ketmeden kişi, islâm kızı alamaz, islâm kabristanına gömülmez, mü'minler onun üzerine namaz kılmazlar. Münâfık da olsa, lisânen ikrâr etdiği için ona islâm kızı verilir, islâm kabristanına götürülür, islâm muâmelesi yapılır ama islâm kabristanından onu atarlar gece. Allah'ın bir takım müvekkil melâikesi vardır ki, onu göz görmez. Mü'min olanları islâm kabristanına, mü'min olmayanları islâm kabristanından çıkarıp onu lâyık olan yere götürürler.
Hattâ sırası gelmişken bunu söyleyivereyim size. Bir zât-ı muhteremin arzusu Medîne-i Münevvere'de ölmekmiş.
Medîne-i Münevvere denilen yer, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin yani Allah'ın sevgilisi, bizim sevgilimiz Muhammed aleyhi's-salâtü ve's-selâmın bulunduğu memleketdir. Ve kabr-i münevverleri, merkad-i şerîfleri, Ravza-yı Mutahhara'dadır ve orada Cenâb-ı Peygamber hayy-ı manevî ile hayydır. Ve Ümmet-i Muhammed'in efâl u harekâtı kendisine bildirilir, haftada iki defa. Haftada iki defa her mü'minin seyyiâtı ve hasenâtı Resûlullah'a bildirilir. Öyle diyor kendisi. Onun için peygamberine ezâ ve cefâ etme. Suç yapdığın vakitde, günah irtikâb etdiğin takdirde, Resûlullah'ı incitmiş olursun. Ne gibi? Bir baba evlâdını kötü yerde gördüğü vakitde üzülmez mi? Elbet üzülür. Peygamberimizin ümmetine merhameti, bir kimsenin babasından yetmiş bin defa daha ziyâdedir. Allah kendi rahîm esmâsını ona tesmiye buyurmuşdur. "لَقَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَز۪يزٌۘ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَر۪يصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ lekad câeküm resûlün min enfüsiküm azîz, aleyhimâ anittüm harîsun 'aleyküm bi'l-mü'minîne raûfun rahîm". "Mü'minler üzerine habîbim Muhammed raûf ve rahîmdir" diyor. Babanın şefkatindan çok ziyâdedir. Binâenalâzâlik üzülür. Onun için peygamberine eziyet cefâ etme. Kur`ân-ı Kerîm'de buna işâret vardır : "يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ اٰذَوْا مُوسٰى فَبَرَّاَهُ اللّٰهُ مِمَّا قَالُواۜ yâ eyyühellezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne âzev Mûsâ feberreehullahu mimmâ kâlû". "Ey mü'minler! Siz Mûsâ'ya eziyet eden yahudiler gibi olmayınız. Siz benim habîbim Muhammed'e eziyet cefâ etmeyiniz". Yapdığın işi, yapdığın kötülük, yapdığın yalan, dolandırıcılık, hâinlik, fenâlık, fuhşiyyât Peygamber'e bildirilir ve Resûlullah'ı üzmüş olursun.
Onun için sen başıboş halk olunmadın, başıboş bırakılmadın, seni gören var. Bunu iyi bileceksin. Sen o göreni görmesen de seni mutlakâ gören var. Bunu hiç hatırından çıkarmayacaksın.
Az evvel dediğim gibi, bir zât-ı muhterem Medîne-i Münevvere'de ölmeyi arzu edermiş. Dermiş ki, "Oraya gitsem de orada kalsam, orada defnolunsam". Bir çok insanların da hevesi budur. Peygamber'e muhabbeti olanların, Resûlullah'ı sevenleri, onların kalbinde bu heves, bu arzu vardır. Onların bu arzularına, bu anlatacağım kıssa cevap verecek. Bu ateşle yanarmış. Sonra bir gün Allah'ın sevgililerinden bir velî ile karşılaşırlar, kendi arzusunu o velîye açar. Ama bilmez ki o zâtın velî olduğunu.
Velîler bayraklı değildir, başlarına bayrak takmazlar. Allah velîlerini kullar içerisinde gizledi ve sakladı. Her mü'min diğe rmü'mine hüsn-i teveccüh etsin, birbirlerinin hakkına hukûkuna riâyet etsin, hürmet etsinler için. Kur`ân-ı Azîminde ism-i a'zamını sakladı, Kur`ân'ı tamâmen okusunlar ve tilâvet etsinler için. Günahlar içerisinde gadabını sakladı Allah, her günahdan kaçınsınlar için.
Gençler! Rahat oturunuz, bağdaş kurun. Namaz değil bu, hutbe. Ayağın ağrırsa beni dinleyemezsin. Beni dinleyemezsen bir şey alamazsın. Bir şey almadan buradan gidersen faydası olmaz. Rahat rahat otur. Ama diz çökmek kudretinde bulunanlar, onlar diz çöksünler, edebdir islâmda diz çökmek. Kıbleye karşı ayağını uzatma yalnız. Büyüğüne uzatmadığın gibi. Sonra ayağını pek fazla uzatmaya da alıştırma. Reisicumhurun karşısında ayağını uzatabilir misin? Uzatamazsın, hayâ edersin. Bil ki bütün pâdişahlar pâdişahı olan Allah'a karşı ayağını uzatmış oluyorsun. Pek fazla uzatmaya bakma, edebini takın.
Allah gadabını sakladı günahlar içerisinde. Hangi günahda gadabı vardır bilmiyoruz. Bütün günahlardan kaçınsınlar diye. Allahu Teâlâ rızâsını sakladı. Bütün sevaplara, bütün hayırlara kullar koşsunlar diye. Hepsinin kıssaları vardır.
Şimdi, bu velîyi tabii tanıyamıyoruz. Hattâ bunu da söyleyeyim size mü'minler. Yanına gelir bir zât oturur, sen onu insan zannedersin, insan değildir. Melekler şekl-i insâna girerler. Allah melekleri şekl-i insâna koyar. Meselâ sana mal verir, mülk verir, sonra imtihan için, seni sana bildirmek için, kapına bir melek gönderir, şekl-i insanda, senden mal ister, yardım ister. Vermezsin, kovarsın, mülkün tersine döner.
Bir de bakarsın elindeki altunlar toprak oluverirler. Çok zenginler akşam zengindi, sabah züğürt oldular. Çok züğürtler de akşam oluverdiler. Pâdişahlar akşam Kaf'dan Kaf'a hükmederlerdi, sabahleyin hiç oluverdiler. Sabahleyin hiç olan, akşam azîz olur. Akşam azîz olan sabahleyin hiç olur. Bir karar üzerine kalan, Allahu Zü'l-Celâl Hazretleridir. Allah'a tevekkül et, Allah'ı sev, Allah'a itâat et, Allah'dan kork, iki cihânda azîz ol.
O zât tanıyamamış o velîyi. Hattâ Hızır bile tanıyamamış.
Bir meclisde bir zât uyukluyormuş, bir zât da vaaz ediyormuş. Abdürrezzak nâmındaki büyük âlim. Abdürrezzak.
Abdürrezzak demek, Rezzak Allah'ın esmâsı, besleyen, yediren demek, abd de kul demek. Onun için Kerîm değildir, Abdülkerîm'dir, Gafûr değildir, Abdülgafûr'dur. Vehhâb değildir, Abdülvehhâb'dır. İsimleri böyle söylemek lâzım gelir. Vehhâb dersen Allah'ı çağırıyorsun. Kerîm dersen Allah'ın ismidir. Abdülkerîm, Abdülvehhâb demek lâzım. Abdullah gibi, Allah'ın kulu demek.
Abdürrezzak nâmındaki âlim vaaz ediyormuş, orada bir zât uyuklar gibi dururmuş. Hızır aleyhisselâm da oradaymış. Dürtmüş Hızır aleyhisselâm o zâtı, demiş ki, "Bana bak, uyuma!" demiş, "ders veren Abdürrezzak'dır, bundan istifâde et" demiş. O zât uyumuyor halbuki. Öyle görünür. Sonra geri dönmüş Hızır'ın yüzüne sert sert bakmış. Sonra tekrar başını aşağı indirmiş. Sonra Hızır gene dürtmüş onu, "Yâhu uyuma!" demiş, "ne uyuyorsun, uyumaya mı geldin buraya! Dersi dinle" demiş, "Abdürrezzak ders veriyor, iyi dinle!" demiş. Gene dönmüş Hazret geriye bakmış. Sonra gene tekrar o zât vahdete dalmış. Hızır gene onu dürtmüş, "Uyuma!" demiş, "Abdürrezzak ders veriyor" deyince, dönmüş Hızır'ın kulağına demiş ki, "Senin Hızır olduğunu bu cemaate söylerim, yakanı kurtaramazsın" demiş. Hızır şaşırmış. Defterini açmış bakmış, Allah'ın sevdiklerinin isimleri varmış, Allah Hızır'a o defteri tevdi etmiş, bakmış o zâtın ismi yok. Demiş ki, "Yâ Rabbi, bana bir defter verdin, sevdiklerini bildirdin, bu zâtın ismi yok" deyince, Allah demiş ki, "Defter iki tâne, benim sevdiklerim var, beni sevenler var. Bu beni sevenlerdendir, onların defterini sana vermedim Yâ Hızır" demiş.
Onun için bilemezsin. Kapına melek gelir insan şeklinde, katiyyen kapından kovma kimseyi, tard eyleme. Mü'min acı sözlü olmaz. Mü'min güler yüzlü olur, tatlı dilli olur. Acı söyleyenler, çirkin yüzlü olanlar, yılan tabîatlı, akrep tabîatlı insanlardır. Onlar zâhirde insan da olsalar, hakîkatde ya yılandır ya akrepdir manâları onların. İnsanların bir şekli vardır, bir de manâsı vardır. Hepimizin şekli var, bir de manâmız vardır. Onun için insan olmaya çalış. Şeklin insan olduğu gibi, manânı da insan eyle.
Bu zât da tanımıyor o zâtı. Eskiciymiş o.
Ben size dâimâ söylerim ya mü'minler, dünyâda hiç kıymet vermediğimiz insanlar, hiç kıymet vermiyoruz onlara, hiç itibar etmeyiz, halbuki onlar âhiret sultânıdır. Yarın yevm-i kıyâmetde Allahu Sübhânehû ve Teâlâ onları böyle ehl-i mahşere gösterecek. Ehl-i mahşer dediğimiz böyle elli kişi yüz kişi değili hâ! Hazret-i Âdem aleyhisselâmdan evvel geçen kavimlerle beraber, kavm-i ten, kavm-i ben, kavm-i cân, daha başka kavimler var, onlarla beraber tâ kıyâmet gününe kadar ne kadar zîrûh mahlûkât varsa, hepsi mahşere toplanacaklar. Allah onların hepsini mahşere toplayacak. Onların içerisinde Allah gösterecek. Diyecek ki, "İşte beni sevenler, benim sevdiklerim". Aaa, bir de bakacaksın ki senin dünyâda hiç kıymet vermediğin adam. Belki kapından bile kovmuşsundur. Meğerse o sultân imiş. Dünyâda hürmet etdiğimiz, önlerinde rükû etdiğimiz, secde etdiğimiz, yüzlerini görmek için günlerce peşinden koşduğumuz insanlara bakacağız ki yerlerde yılan gibi sürünüyorlar, hiç kıymetleri kalmamış. Hattâ onların yüzüne tüküreceğiz. "Tuuu! Dünyâda ben seni bir adam zannetmişdim, elini öpmüşdüm, halbuki sen ne alçak, denî, âdî insanmışsın" diyeceksin. Onun için belli değil bu. Hepimiz birer tohumuz. Tohumların nüvesinde ne var bilmiyoruz. Neye benzer bu biliyor musun? Atıyorlar güzün tarlaya tohumları, sonra kış geliyor, üzerine kar yağıyor, sonra ilkbahar olduğu vakitde, o tohumu patlatıyor, içindeki bulunan nüveyi dışarı veriyor. İnsanlar da birer tohum gibidir, bizi yakın bir zamanda toprağa ekecekler, içimizdeki nüve meydana çıkacak. Akrep miyiz, yılan mıyız, yoksa efendim, ısırgan mıyız, çiçek miyiz, gül müyüz, herkesin manâsını verecek yani. Acaba anlatabildim mi? Onun için mü'minlere hürmetkâr ol. Kapından kimseyi kovma, kimseyi tard etme. Bilemezsin kimin ne olduğunu. Allah'ı kırmış gibi olursun.
İşte o zâta demiş ki, "Çok arzu ediyorum, Medîne-i Münevvere'de defnolunmak istiyorum, Huzûr-ı Saâdet'de, Peygamber'e karîb olan bir yerde" demiş. O demiş ki, "Ne yapacaksın evlâdım, sen kendine yer arama, kendini yere hazırla" demiş. "Sen insan olursan, Habîb-i Hudâ'ya dost olursan, Hazret-i Muhammed Mustafâ'yı seversen Allah seni onunla haşreder, ona sen karîb olursun. Vücûdun uzak da olsa manen karîb olursun. Nice kişiler var ki Medîne'sinde bulunur da vücûden oradadır, rûhen pek uzakdır Peygamber'e. Eğer toprağın bir kıymeti olsaydı, Ebâ Cehil îmân ederdi. Mekke beytullah işte. Îmân etmedi, Peygamber'e karşı geldi, Resûlullah'a. Kuruyası elleri Peygamber'e taş atdı. Resûl-i Ekrem secde etdiği vakitde getirip Peygamber'in mübârek başına devenin semerini koydu, kuruyası elleri! Mekke ona fayda vermedi yani. Ne mal fayda verir, ne Mekke, ne tekke. Kişi hacı olmaz gitmek ile Mekke'ye.
Hacı efendi dinle beni!
Adam ol, adam ol! Adam olmaya çalışacağız hepimiz. Hacılık, hocalık, bunların hepsi kolay. Üç bin lirayla, beş bin lirayla insan hacı olur. Yüz miyon lira versen adam olamazsın. Paşa olursun, adam olamazsın! Hoca olursun, adam olamazsın! Adamlık ayrı şey. Adamlık Allah'a îmân, Allah'dan ittikâ, Allah'ı sevmek, Hazret-i Muhammed'e gönül vermek, Kur`ân boyasıyla boyanmakla olur.
"Ne yapacaksın evladım, sen Hazret-i Peygamber'e lâyık olan bir ümmet ol" demiş. "Efendim tekrar arz ediyorum, aşk meselesi bu! Resûl'ün ayaklarının basdığı yerde gömülmek istemez miyim, gubâr-ı Muhammed'e". "Gel bakayım" demiş, "bismillahirrahmânirrahîm" demiş onun gözünü böyle eliyle sıvayıvermiş.
Bazı adamın eli öyledir, sıvayıverir, sıvayınca insan bazı görmediği şeyleri görüverir. Olurmu bu? Olur. Bir gün rast gelirsin inşâallah. Sana seninle ne olduğunu bildirir. Aynaya seni göstertir de bakarsın insanken domuz görürsün kendini aynada. Mü'mim mü'minin aynasıdır çünkü. Kişi kişinin aynasıdır. Mü'mim mü'minin mir`âtıdır. Adam ol hoca efendi! Adam ol hoca efendi! Adam ol hacı efendi! Adam olmaya çalış.
Elini şöyle sıvayıverince, bir de bakmış ki, Medîne'nin makberesini görmüş, Cennetü'l-Baki'yi yani. Bakmış ki orada gömülenleri alıyorlar, lâyık olan yerlere götürüyorlar. Bazı hıristiyan kabirlerinden, diğer memleketlerden bazı insanları da alıp Medîne'nin makberesine defnediyorlar. Ensesine vurmuş, "Gözünü aç!" demiş, "gördün mü! Lâyık olursan seni Muhammed'e yakın götürler. Lâyık olmazsan orada da ölsen seni başka diyara atıverirler" demiş.
Adam olmaya çalış. İş orada. Evvelâ îmân, îmân. Tam, hakkıyla îmân eyle, Allah'a şirk koşma. Geçiyoruz.
Makarr-ı îmân kalbdir. Bu kalbde yedi sıfat vardır, size anlatmışdık. Geçen hafta kînden bahsetmişdik. Kîn olan kalbde dîn olmaz. Hangi kalbde ki mü'min kardeşine karşı kîn vardır. Kâfiri unutma hâ! Kâfir senin kabrini deşmiş. Buraya gelen tursitlere ilişme hâ! Onu demek istemiyorum. Burada bulunan gayr-ı müslimlere ilişme, onu demek istemiyorum hâ! Unutma! Senin ceddinin kabrini eşmiş, kemiklerini yakmış, masûm ismetli kızlarımızın kınalı parmaklarını kesmiş, ırz ve iffetine tecâvüz etmişler. Câmilerine halkı doldurmuş, tutuşturmuşlar. Mihraplarına haç takmışlar, minârelerine çan takmışlar. Hâlâ duruyor, gitdim gördüm ben. Unutma sakın hâ!
Gene sana diş biliyor. Seni bu toprakda oturtmak istemiyor. Seni buradan süreceğim diye uğraşıyor. Sen unutma bunu sakın hâ! Ama buraya gelen tursite ilişme sakın! O senin misâfirindir. Mü'mine lâyık olan misâfire ikrâmdır. Ben bazen yapılan hareketleri görüyorum, çok utanıyorum islâmiyet nâmına. islâmiyet değil, hırsitiyanlık değil, yahudilik değil, hayvan bile yapmaz bazı hareketleri, bazı yapılan işleri. "Efendim, çıplak geziyor". Sana ne! "Eteği kısa". Sana ne! Bakma! Dişi eşeğe don mu giydireceksin yani! Dişi eşeğin her tarafı meydanda, erkek eşeğin de her tarafı meydanda. Don, şalvar mı giydireceksin ayağına. Setretmeyen kişi, iffet ve ırzını muhâfaza etmeyen kişi hayvandan farkı olmaz bir defa evveliemirde. Onun donu yoksa, senin gözünün kapağı var ya, kapatıverirsin. Mü'mine lâyık olan, ciddiyet, iffet, ırz, nâmus, kendi dîninin şeref ve haysiyetini, kendi milletinin, devletinin haysiyetini, şerefini düşünmekdir. Elinden gelen ikrâmı yap. Yalan yapma. Bazı nâhoş hâdiseleri görüyoruz, bunlar doğru şeyler değildir, islâma yakışmaz bunlar. Böyle bir fenâlık görürsen bakmazsın, gözünün kapağını Allah halk etmiş, gözünü kapatıverirsin, tahammül edemiyorsan eğer. Ama sen gözünü pâk et, merak etme o vakit. Gözünü pâk et, bakışın hayra olsun. Gözünü pâk edersen, kötü görmezsin bir şeyi hiç. Her şeyi ibretle görürsün. Çünkü ibretsiz göz sâhibinin düşmanıdır başının üzerinde taşıdığı. Bir göz ki ibreti yokdur, o kimse, düşmanını başının üzerinde taşımakdadır.
İbretli olsun gözün. Soymaya bakma! İkrâm eyle hattâ. Çünkü dînin şerefi meselesidir. Geçiyoruz.
Unutmayacaksın! Düşman uyumaz! Seni parçalamak, seni mahvetmek, seni yok etmek istiyor. Onların hıncı vardır içerisinde sana karşı. Bunları unutma sakın hâ! Ak sakallı dedelerimizin sakallarından çok kan akıttılar. Çok hâneleri harâb etdiler. Çok annelerin gözyaşları döküldü. Bunları unutma sakın hâ! Kafandan çıkarma! Unutmayacaksın bunları ama mü'min kardeşine kînlenmeyeceksin. Biz biribirmizi sevmedikçe îmân etmiş olmayız. Biz biribirmizi sevmedikçe îmân etmiş olmayız. İstediğin kadar ben müslümanım de, kıymeti olmaz. Seveceksin mü'min kardeşini. Sevmek insanın elinde değildir. Peki ne yapacağız? Hakkına hukûna riâyet edeceğiz. Yalandan dolandan kaçınacaksın, onun hakkını gasb etmeyeceksin. Düşmanın dahi olsa seni çağırsalar, doğru konuşacaksın. Yalan yok islâmda. İslâm yalan söylemiyor, yalan yok. İslâmda yalancı yok. Çünkü her kötülüğün karşılığı vardır, yalanın karşılığı Allah'ın lanetidir. Meselâ hırsızlık yapsa bir adam cezâsı şudur, namaz kılmasa cezâsı budur, oruç yese cezâsı budur, yalancılığın cezâsı, "Elâ lanetullahi ale'l-kâzibîn", Allah'ın laneti kâzibleredir, yalancılaradır yani. Geçiyoruz.
Kalbi tathîr etmeyince olmuyor. Geçen hafta kînden bahsetmişdik. Kînli olmayacaksın, mü'min kardeşine karşı kînlenmeyeceksin. Bizim ekserî öyle.
Uyuma! Çok uyuyacaksın, üç bin sene beş bin sene. Sözlerimiz seni uyutuyorsa, sende hiç rûh yok demek ki. Hastayım ben de, neler söylüyorum. Eğer bu sözleri biz taşa söyleysek, taş çatlayacak ortasından. Bu gördüğümüz hakâretlerin bir mikdarını bir hayvana söylesen, hayvan mahv u perîşân olur.
Hazret-i Îsâ geçiyormuş, bakdı koyunlar otluyor. Koyunun kulağına gitdi bir şey söyledi, oradan geçdi. Bir kaç gün sonra döndü geldi, o koyun sararmış, solmuş, yemeği terk eylemiş. Çobana sordu, dedi, "Bu koyuna ne oldu böyle, hastalanmış". "Vallahi bilmiyorum efendim, buradan bir zât geçdi, kulağına bir şey söyledi. Hayvanla konuşdu yani bir şey söyledi kulağına. Hayvan o günden sonra ne su içdi ne yemek yiyor" deyince Îsâ Peygamber tebessüm buyurdu ve taaccüble oradan ayrıldı gitdi. Ne söylemiş biliyor musun koyuna Hazret-i Îsâ? "Ölüm var" demiş. Hayvan ölümü işitince bu hâle gelmiş, yemeği içmeği terkeylemiş.
Biz neler söylüyoruz burada, uyuyor müslüman. Olur mu! Uyuma sakın hâ! Hayır yakışmaz müslümana bu. Uyuya uyuya bu hâle geldik zâten. Gözümüz açık, kalbimiz uyudu. Uyuduk, düşmanımızı dostumuzu tanıyamadık. Kamçı diye elimize yılanı aldık. Nûr diye ateşi tutduk. Tatlı suyla tuzlu suyu ayıramadık. Kâfirle münâfıkı, müslümanla mü'mini ayıramadık. Uyumakdan oldu bu hâdise. Uyuyorsun hâlâ!
Yatma seherde uğrarsın derde
Uyan! Uyan! Uyursak böyle sonra bize çok acı tattıracaklar. Biz hapı yuttuk, siz gençler siz düşününüz, kendi hâlinize bakınız. Düşmanın hiç merhameti yokdur. Senin elini ayağını bağlar da senin gözünün önünde, kızının evlâdının iffetine ırzına tecâvüz eder sonra. Çok acı olur sonra.
Makarr-ı îmân yani îmânın karâr etdiği yer, mahal kalbdir. Bu kalbe îmânın girmesi için yedi sıfatın kalbden çıkması lâzım. Bir, kîn. İki kibir. Kibir, kibir. Gururlanma, büyüklenme. Karşısındaki muhâtabanından kendini yüksek görme. Malıyla mülküyle övünüp, kendisini âlî görüp, karşısındaki hak sâhibi de olsa, ona hiç kıymet vermeme, onu zillete düşürme. Bu Şeytan'ın sıfatlarındandır. Şeytan'ın başına gelen belâ bundan olmuşdur. Âdem'in toprakdan halk olunduğunu gördü, kendi ateşden halk olunmuşdu. Allah emretdi ki meleklerine, "Secde edin Âdem'e". Hepsi secde etdiler, İblîs etmedi. Allah sordu, "Seni ne men etdi Âdem'e secde etmekden?". Dinle! Dedi ki İblîs, "Ben ona secde etmem, o benden daha dûndur". Neden? "O toprakdan halk olundu, ben ateşden. Ateş toprağa fâikdir. Binâenaleyh ben ondan yükseğim, ondan büyüğüm, ben ona secde etmem" dedi. Allah dedi ki, "فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌۚ fahruc minhâ fe inneke racîm, çık huzûrumdan dışarıya, kovdum seni, rahmetimden tard etdim" dedi.
İşin başı nereden geliyor? Kibirden geliyor. Bu kibir kalbden çıkmayınca olmaz. Kalb tathîr olunacak ki îmân karar kıla kalbde.
Üç, riyâ.
Neyse burada bir şey anlatacağım ve derse nihâyet vereceğim. İnşâallah haftaya anlatırız gerisini.
Hazret-i Âdem aleyhisselâmı Allah halk edince, Âdem'e rûh verdi, Âdem aleyhisselâm dirildi. "ve nefahnâ min rûhî, biz rûhumuzdan verdik". Yani "Hayy esmâsı ile ben onu diriltdim". Seni dirilten O, beni de dirilten O. Görmediğimiz âlemleri ihyâ eden de O, öldüren de Allah gene. Senin vücûdunda milyarlarca mahlûkât-ı ilâhî var, milyarlarca! Vücûdunda! Belki bir katre kanın içerisinde milyonlarca mahlûkât var, bir katre kanda, bir damla kanda. Hepsini idâre eden Allah Celle Celâluhû Hazretleri. Âdem'i halk etdi kendi rûhundan. "ve nefahnâ min rûhî, kendi rûhumuzdan verdik, ihyâ etdik, Âdem'i diriltdik".
Âdem'in kıymeti pek büyük. Sen olmasaydın, âdem olmasaydı, ne semâvât ref olunur, ne arz altımıza döşenirdi. Ne semâdan yağmurlar yağdırılır, ne yıldızlara, ne güneşe ihtiyaç kalırdı, ne cennete ne cehenneme, hiç bir ihtiyaç olmazdı. Ne melâikeye, ne Melekü'l-Mevt'e, ne İsrâfil'e, ne Cebrâil'e ihtiyaç olurdu. Hiç bir şeye ihtiyaç olmazdı. Sırf senin yaşaman, senin büyümen, senin Allah'ı bilmen, Allah'a secde etmen, Allah'ı tanıman için Allah bunları halk eyledi. Her şeyi halk etdikden sonra âdemoğlunu halk etdi ki kâinâtın ziyneti oldu. Denizler, karalar, semâlar, ardlar ona verildi. Müsahhar kılındı yani. Maskara etdi Allah âdemin elinde. Onun için bakıyorsun Ay'a çıkarlar. Daha yükseğe de çıkacaklar. İnsanoğlu çok büyük.
"Ama efendim kâfir". Ümmet-i Muhammed'den, ne kâfiri. Ümmet-i Muhammed'den. Ümmet-i Muhammed iki nevi, birisi ümmet-i davet, biri ümmet-i icâbet. Biz inandık, ümmet-i icâbetiz, onlar ümmet-i davetler. Bir kelimeyle, bir kelimeyle kurtulacak, "Lâilâheillallah Muhammedü'r-Resûlullah". Bu kelime bir miftahdır anahtardır yani, sekiz cennetin kapısını açar, cennet sekiz tâne, cehennem yedi tâne, yedi cehennemin kapısını kilitler bu kelime-i tayyibe. İsmi Yanko, Niko, Yani, Avram ne olursa olsun. Bu kelimeye hakkıyla îmân ederse, "Lâilâheillallah Muhammedü'r-Resûlullah" derse, o adam îmân ile göçer ve âkıbetinde şefâat-i Resûlullah'a nâil olmazsa eğer nârda yanar, yandığı mikdar cezâsını görür ve cennete dâhil olur.
Biz de öyleyiz. Ama bizim şefîlerimiz pek fazla. Resûlullah diyor ki sallallahu aleyhi vesellem, "Yarın kıyâmet gününün şiddet ve dehşetinde bana en yakın olanınız, benim civârımda iskân olunanınız beni çok seveninizdir, bana çok salavât getireninizdir" diyor. Nasıl bir baba evlâdını kaybeder, bir muârekede, bir kargaşalık zamanında, o evladını arar, nasıl arar baba, düşün baba kalbini, ana kalbini, yarın yevm-i kıyâmetde, kıyâmetin o şiddet ve dehşetinde Allah Resûlü Muhammed Mustafâ, ümmetini baba evlâdını arar gibi arayacakdır, şefâat etmek için. Yâ Rabbi, bizi Muhammed'den ayırma.
Neyse derse burada nihâyet veriyorum, hava sıcak, inşâallah haftaya anlatırım.
Âdem halk olundu. Bütün mahlûkâta sana müsahhar kılındı. Semâvât, ard, her şey senin, her şey senin. Her şey senin elinde. Yalnız âdem ol, âdemliğe lâyık ol, hepsi sana verilecek. Her şey senin için. Senin kursağına bir lokma ekmek girsin diye, yağmur yağıyor, güneş açıyor, kışlar, yazlar, güzler, baharlar oluyor. Senin kursağına inecek bir lokma ekmek için! Ve senin vazîfeni de Allah bildiriyor. "وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ vemâ halaktü'l-cinne ve'l-inse illâ li ya'budûn". "İllâ li ya'rifûn". "Ben insanları ve cinleri ancak beni bilip bana ibâdet etsinler için halk etdim" diyor.
Yâ Rabbi, bizi kendine ibâdet kılan ve hakkıyla îmân eyleyen ve makâm-ı ihsâna vâsıl olan âşıkân zümresine idhâl eyle Yâ Rabbi.
Haftaya inşâallah anlatırız dersin gerisini. Hava sıcakdır. Söz bitmedi yani ders de bitmedi fakat yeter bu kadar.

Hocam dersin devamı ne zaman gelir çünkü kalbe îmânın girmesi için yedi sıfatın kalbden çıkması lâzım dendi fakat sadece 3 tanesi söylendi
YanıtlaSilhttps://defter-i-ussak.blogspot.com/2023/09/iman-ve-kalb-temizligi-hutbe.html?m=1 hocam sanırım yazının devamını buldum
SilHazret-i Aşkî'den Hutbeler bölümünde TÖVBE, NEFSİN ISLÂHI ve KALBİN TEMİZLENMESİ kısmında
Sil