Sayfalar

▼

15 Ekim 2026 Perşembe

Dünyâyı Değil Allah'ı İste

İmâm-ı Ali kerremallahu vecheh Hazretlerine zühdün ne olduğunu sormuşlar, "Dünyâyı mümin mi yiyor kâfir mi yiyor aldırmamandır" buyurmuşlar.

Gel sen bunu anlat şimdi bizim müslümanlara. En sofusu bile çıkıp diyecekdir ki, "Elin kâfiri yiyor, içiyor biz yemeyelim mi, elin gavuru en lüks arabalara biniyor biz binmeyelim mi"i. Kimisi de, "Müslüman her şeyin en iyisine lâyıkdır" diyor. Bazısı işi büyütüyor, "Peygamberimiz bu devirde olsaydı en lüks arabaya binerdi" filan diyor. Fesübhânallah! Desene, "Ben dünyâyı seviyorum, nefsime hâkim olamıyorum, Allah beni bu hâlden kurtarsın". Yok, sûret-i hakdan görünerek kendini temize çıkarmaya çalışıyor. Dünyâya tapıyor, buna kılıf uydurmaya, mazeret bulmaya çalışıyor.

Bak ne diyor Cenâb-ı Hakk : "ا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فِي الْبِلَادِۜ". Yani "Allahı tanımıyanların refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın" diyor Allah. Bir başka yerde de, "وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْۚ تُر۪يدُ ز۪ينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِـعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطاً" buyuruyor. Meâli şu : "Sabah akşam Rablerine, yalnız O'nu isteyerek yalvaranlarla beraber olmaya zorla kendini. Dünya hayâtının süsüne kapılıp da gözlerini onlardan ayırma. Kalblerini zikrimizden gâfil bırakdığımız, hevâ ve hevesine uymuş, haddi aşmış kimselere boyun eğme". 

Dikkat buyrun! Bu hitâb bizleredir, bütün müminleredir. Peygamberimizin dünyâdan ve ehl-i dünyâdan yüz çevirmiş olduğu muhakkakdır. Âyet-i celîlenin en çarpıcı tarafı da şu. Kimlerle beraber olacağımızı tarif ederken, "Gece gündüz ancak Allah'ı isteyerek O'na yalvaranlar, O'nu zikredenler" diyor. Cenneti isteyenler demiyor, sevap peşinde koşanlar demiyor, ilimle meşgûl olanlar da demiyor, "yürîdûne vecheh" yani, "onun vechini isteyenler" diyor. Arapçada vech iki manâya gelir. Çehre yani yüz ve zât yani kendisi. Demek ki murâdımız, maksûdumuz, matlûbumuz Allah olacak, O'nun rızâsı olacak, O'nun cemâli olacak. Bütün mesele bu işte.

Bazılarının zannetdiği gibi zühd, evliyâullaha mahsûs değildir, müminlerin hepsinde bulunması gereken bir hâldir. Zîrâ mümin iki kıbleli olmaz. Yani hem dünyâya hem Allah'a tapmak olmaz. Dünyâdan yüz çevirmeyenler, Allah'a teveccüh etmiş olmaz. Kıblesi Allah olanlar, dünyâyı geriye atarlar. Nitekim namaza başlarken aldığımız tekbirle beraber ellerimizi yukarı kaldırır ve geriye atarız. Bu da aynı manâyadır. Vücûd diliyle, "Hakk'dan gayrı ne varsa hepsini geriye atdım" demekdir bu.

4 yorum:

  1. Bunu diyen kimseyi görmedim ömrü hayatım boyunca bir tane bile rastlamadım belki muzaffer efendi yaşasaydı onu baz alırdım ama o da vefat etmiş

    YanıtlaSil
  2. Geçenlerde yaşlı bir amcanın videosunu izledim.Yaşı epey vardı.Baston ustasıymış.Elleri nasırlaşmış o bastonları yapmaktan.Yaptıkları bastonlar birer sanat eseri ve asıl beni hayran ve şaşkın bırakan kısmı ise şuydu:Emeğinin hakkı olmasına rağmen yaptığı bastonlardan hiç para almamış.Bana Allah razı olsun desinler yeter,benim hedefim sadece O dedi.Günümüze göre bilhassa inanılmaz bir tutum.Ama hâlâ böyle adamlar var çok şükür.

    YanıtlaSil
  3. Kardeşim çok naifsin

    YanıtlaSil
  4. Allah ın aşkı diyince aklıma hep Efendi hazretlerinin anlattığı Bayezid Caminin açılışında eşeğini kaybeden adamın olayı geliyor. Kalbine aşk oku değenler bunu daha iyi anlarlar. Kadın seversin el alır mal seversin sana yar olmaz makâm seversin başına bela olur. Sen hep diri ve daim olan Allah'a aşık ol.

    YanıtlaSil