Sayfalar

27 Ocak 2018 Cumartesi

Gel Beru Ey Derde Dermân İsteyen

NUTK-İ ŞERÎF

Gel beru ey derde dermân isteyen
Câna bakmaz vasl-ı cânân isteyen

Bu dünyâya gelip bin bir türlü derde mübtelâ olan kişiler derdlerine devâ istiyorlarsa şu nasîhatları dinlesinler. Öncelikle şunu bilsinler ki cânânına kavuşmak isteyen cânını düşünmez. Nasıl ki birisine âşık olup ona kavuşmak isteyen kişi yemekden, içmekden kesilir, başkalarına zevk veren şeyler onu eğlendirmezse, Allah'ı arzu eden kişi de nefsinin arzularını terketmelidir. 

Mâsivâ esnâmını eyler şikest
Kat' eder zünnârı îmân isteyen

Allah'ı isteyen kişi nefsin isteklerini terketmele de yetinmemeli, her türlü dünyâ ve ukbâ endîşelerinden de âzâde olmalıdır. Dünyâ ve ukbâ endîşeleri kul ile Allah arasında perdedir.

Kulluk eder sıdk ile Mevlâ'sına
Cân ü dil tahtında sultân isteyen

Allah'a kavuşmak isteyen önce O'na ihlâs ile ibâdet etmeli, emirlerine sımsıkı bağlanmalı, her işine de rızâ göstermelidir. Böyle sıdk ile kulluk olmadan maksada erişilmez.

Fânî varlıkdan geçip bulur hayât
Katreyi kor bahr-i ummân isteyen

Cenâb-ı Hakk sonsuz bir okyanus gibidir yani varlığının, kudretinin, ilminin nihâyeti yokdur. İnsan ise bir damla misâlidir yani Cenâb-ı Hakk'ın esmâsı ve sıfatı insanda zuhûra gelmişdir. Öyleyse insanın Hakk'a vusûlü damlanın okyanusa karışması gibidir ki bu da insanın kendisini Hakk'ın varlığında yok etmesiyle mümkündür. Zâten kendisinde bir varlık yokdur, kendisinde görünen varlık Hakk'ın eseridir.

Milk-i bâkî isteyen kor fânîyi
Küllüğe bakmaz gülistân isteyen

Fenâ makâmından sonra bekâ makâmı gelir. Hakk'da yok olan Hakk ile bâkî olur ki buna bekâ-billah denir. Okyanusa karışan damla artık damla değildir. Damla-deniz teşbîhinde şu incelik vardır ki, damla deniz değildir ama denizden tamamen ayrı da değildir. İnsan Allah olamaz, kul kuldur Allah Allah'dır ammâ Allah insanda tecellî etmişdir. Hakk'ın sıfatları insanda zuhûr etmişdir.

Bâl açar tavûs-ı kudsîler gibi
Lâ-mekân mülkünde cevlân isteyen

Allah'a ulaşmak isteyen kişilerin, tıpkı yükseklere uçan kuşlar gibi kanatlanması lazımdır. İnsanı mi'râc ettirecek olan ma'nevî kanatlardan biri abdiyyet diğeri aşkdır. Tek kanatla uçulmayacağı gibi sadece abdiyyet veya sadece aşk insanı Hakk'a götürmeye yetmez. Mi'râc-ı Nebî'nin ilk kısmını beyân eden Sûre-i İsrâ'nın ilk âyetinde "سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ sübhânellezî esrâ bi abdihî" denilerek abdiyyete işâret edilmişdir. Mi'râc-ı Nebî'nin ikinci kısmını beyân eden Sûre-i Necm'de ise "فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى" âyetiyle de âşık ile ma'şûkun buluşmasına işâret edilmişdir.

Hizmete bel bağlayıp eyler niyâz
Bâb-ı Hakk'dan lutf u ihsân isteyen

Hakk katından bir lutuf bekleyen kimse, tıpkı efendisinden ihsân isteyen bir kölenin hep hizmete müheyyâ olması gibi, dâimâ Allah yolunda hizmet etmeli, bütün mahlûkata şefkat göstermeli ve merhamet olmalı, halka hizmeti Hakk'a hizmet bilmelidir.

Mâsivâ nâsûtuna kılmaz nazar
Âlem-i lâhûtu seyrân isteyen

Bu âlem gelip geçicidir, hayâlden farksızdır, tıpkı bir gölge gibidir. Her gölgenin bir aslı olduğu gibi bu hayâl âlemi de "âlem-i lâhût"un gölgesinden ibâretdir. Bir şeyin aslı dururken gölgesinin peşinden koşan kişide hiç akıl var mıdır?

Verseler almaz Süleymân mülkünü
Ey Hüdâyî vech-i Rahmân isteyen

Maksad-ı a'lâ ve matlab-ı rânâ olan cemâlullahı müşâhede etmek öyle büyük bir devletdir ki bütün dünyâya tek başına hükümrân olmak bile bunun yanında bir hiçdir. Bu yüzden ehlullah mâsivâdan külliyen yüz çevirmişler, dünyâ saltanatı, mal-mülk, makâm-mevki' gibi şeylere hiç kıymet vermemişler, hep geriye atmışlardır. Allah yolunda yürümek isteyenlere de bunu tavsiye etmişlerdir.

Azîz Mahmûd Hüdâyî
Kuddise Sırruh

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder