Bir insanı çok sevebiliriz, ona çok hürmet de edebiliriz, gözümüz ondan başkasını da görmeyebilir ve onu mürşid-i yegâne olarak da kabûl edebiliriz ama o kişiyi hatâsız, kusursuz, lâ yüs'el kabûl edemeyiz. "Seven sevdiğinin hatâlarını görmez" de diyebiliriz ancak "O da netîcede insandır, hatâ yapabilir, yanılmış olabilir, bilmiyor olabilir" diyebilmeliyiz. Unutmayınız ki peygamberler de dâhil her şeyi bilen bir insan yokdur! İnsan, hoca oldu diye, âlim oldu diye, şeyh oldu diye, mürşid oldu diye hatâdan sâlim olabilir mi? Tam tersine, kâmil insanlar, hatâlarını, noksânlarını kabûl edip, itirâf ederler, eğer yaptıkları hatâ bir zarara sebebiyyet verdiyse afv dileyip o zararı telâfî ederler, hatâsını gösterip doğrusunu söyleyene minnettâr ve müteşekkir olurlar. Hatâsı söylendiğinde darılan, kızan, itiraz eden bir de utanmadan hatâsını müdâfaa eden kişi, sadece câhil değil aynı zamanda ahmakdır da. Eğer ahmak olmasaydı, hatâsını telâfi eder, doğrusunu öğrenir, cehâlet karanlığından da kurtulurdu.
Büyük velîlerden biri şöyle buyurmuşdur :
Akıllı ona derler ki, tam olarak anlayamadığı bir mes'ele ile karşılaştığında veya birbirini nakzeden fikirlerin tesiriyle kafası karıştığında, bu mes'ele ile ilgili bütün görüşleri toplar, dikkatlice inceler ve içinden doğru olanı çıkarır, diğerlerini bırakır. Akıllı insan, tonlarca toprağı elden geçirip eleyerek toprağın içinde gizli olan altın cevherini ayıklayan kişiye benzer.Aklın varsa taassubu bırak. Bırak ki gözlerin açılsın. Gözlerin açılsın ki daha önce taassubun sebebiyle göremediğin hakîkat güneşini apaçık görebilesin!
Hak ve hakîkati göremeyen kördür.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder