Sûre-i Bakara'daki "وَاتَّقُواْ اللّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّهُ وَاللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ" âyet-i kerîmesinin işâret etdiği ma'nâlardan biri de mevhibe-i ilâhî olan böyle bir ilimdir. Bu itibarla, âyet-i kerîmenin ma'nâsı "Allah, ittikâ sâhibi olanlara, bizzat öğretir" demek oluyor. Tabii herkesin bu mevhibe-i ilâhiyyeden alacağı hisse, ittikâsının derecesine göre olacakdır.
Yeri gelmişken şu inceliği de belirtmek istiyorum. Bâtınî ilimler de kısım kısımdır. Bu ilimlerin bazıları kullardan öğrenilebilir ancak bazısı ancak Allah'dan öğrenilebilir, bunları kullardan öğrenmek aslâ mümkün olmaz. Yalnız Hakk'ın ta'lîmi ile öğrenilebilen ilme, ilm-i ledünn tabir edilir.
Büyük mürşidlerimizden biri de, mâsivâ ile meşgûl olan bir kimsenin, ilm-i ledünne nâil olamayacağını şöyle beyân ediyor :
Tasavvurât-ı vehmiyye ve tevehhümât-ı resmiyye rabbânî feyze ve ledünnî ilimden feyz almağa mânidir. Tıpkı ışığın halvete mâni olması gibi. Sâlikin, malûmatı ve mersûmâtı dâimâ nefy ederek cem'-i hâtır etmesi lâzımdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder