Sayfalar

18 Mayıs 2026 Pazartesi

Konuşma Kuralları

Diline hâkim olmalı insan, her aklına geleni söylememeli. Bâhusûs tahkîk etmediği, aslını araştırmadığı şeyi katiyyen söylememeli. Çünkü bunda büyük tehlikeler vardır, vebâller vardır, günahlar vardır. Nitekim Peygamberimiz, "Her duyduğunu söylemek insana yalan olarak yeter" buyurmuşlardır. Konuşacağın vakit, kendine evvelâ şunu sor : "Bu söyleyeceğim şeyin doğruluğundan emîn miyim? Bunu tahkîk etdim mi?". Emin değilsen, tahkîk etmediysen söyleme. Bugün yapılan konuşmaların çoğu bu kabîldendir. İnsanlar doğruluğundan emîn olmadıkları, tahkîk etmedikleri şeyleri konuşup duruyorlar. Farkında olmadan yalan söylemiş oluyorlar ve yalanı yaymış oluyorlar. Bu yalanlar o kadar yayılıyor, o kadar kanıksanıyor ki, çoğu zaman çoğu yerde doğru yerine geçiyor. Meselâ, "Dünyâyı yahudiler yönetiyor", "İngiliz kraliyet âilesi müslüman olmuş ama gizliyorlar", "Lozan'ın gizli maddeleri var", "Döviz patlayacak, paranı dövize yatır", "Dış güçler bizi engelliyor", "Türkiye'de petrol var çıkartmamıza izin vermiyorlar", "Covidi kasden çıkardılar, insan neslini yok etmek istiyorlar", "Covid aşıları insan neslini yok etmek için yapıldı" ve sâire. 

Diyelim ki sendeki bilgi doğru, tahkîk etdin, doğrulatdın, yüzde yüz emînsin. Ama bu demek değil ki her doğruyu söyleyeceksin. Buna da gerek yok. Zîrâ her doğru her zaman ve her yerde söylenmez. Meselâ birisi hastalanmış, ciddî bir rahatsızlığı var, sen bunu söylediğin vakitde muhâtabın üzülecek, kalb hastasıya belki heyecandan kalbi duracak, tansiyon hastasıysa belki tansiyonu fırlayacak. Yâhud hasta olan zât hastalığının bilinmesini istemiyordur. Demek ki haberin doğru olması yetmez, başka şartlar da var.

İkinci bir soru daha sormamız lâzım kendimize. "Bunu söylersem bir faydası olur mu? Bunu söylemenin bir gereği var mı?". Yani söyleyeceğimiz söz muhâtabamıza bir fayda verecek mi, yoksa onu üzecek mi, tedirgin mi edecek, fitneye mi sebeb olacak, söylemesek bir zararı olacak mı? Bu soruları sormamız lâzım kendimize. Eğer faydası olmayacaksa, yâhud üzüntüye, tedirginliğe sebeb olacaksa, fitneye sebeb olacaksa, söylememek lâzımdır. Hattâ vakit kaybına sebeb olacaksa da söylememek lâzım. Kimsenin vaktini ziyân etmeğe hakkımız yok çünkü. Meselâ muhâtabımızın zâten bildiği bir şeyi söylemek onun vaktini boşa harcamak demekdir. Yâhud bilmediği ama bilmek de istemediği, hiç ilgilenmediği bir şeyi anlatırsak hem vaktini boşa harcamış hem kafasını şişirmiş oluruz. 

Diyelim ki, sözümüz hem doğru hem faydalı hem gerekli. Gene de bir soru daha sormalıyız kendimize. "Acaba bu sözü ben Hakk rızâsı için mi söylüyorum yoksa başka bir garazım, başka bir maksadım mı var?" Yani nefsânî mi bu sözüm, bir menfaat îcâbı mı konuşuyorum, yoksa rızâ-ı Bârî için mi söylüyorum. Eğer niyetimiz hâlis değilse, doğru da konuşsak, sözümüz faydalı da olsa, gerekli de olsa, bize bundan bir fayda gelmez. Zîrâ ameller niyetlere göredir. Demek ki maksadımız Allah rızâsı değilse, gene konuşmamak lâzım. Meselâ arkadaşına "Niye sen çayı şekerli içiyorsun, şeker sağlığa zararlı" diyen birisi, bunu gerçekden onun iyiliği için söylüyorsa mesele yok ama ukalalık olsun diye söylüyorsa, onu câhil görüyorsa, onu hakîr görüyorsa, çok fenâ.

Şimdi bir düşünelim. Dünyâda yalnız doğrular konuşulsa, konuşmalar ne kadar azalır. Belki yarı yarıya azalır. Peki doğru olduğu hâlde gerekli olmayan, faydalı olmayan sözler konuşulmasa? Konuşmalar belki beşde birine, belki de onda birine iner. Ya Allah rızâsı olmadan yapılan konuşmalar, onları da elersek geriye ne kalır sizce? Yüzde beş mi, yüzde bir mi, binde bir mi, buna da siz karar verin.

3 yorum:

  1. Eyvallah babacığım, Eyvallah. 🌹🌹

    YanıtlaSil
  2. Levha yapılıp her gün okunması gereken bir yazı daha.. Rabbim razı ola

    YanıtlaSil
  3. Allahü teala razı olsun. Hergün sabah ve öğlen iki kere okunması icap eden pek kısa fakat pek mühim bir makale olmuş. Teşekkür ederim. Cenab-ı Hak dilini tutanlardan eylesin.

    YanıtlaSil