Mürşid-i Azîzim Muzaffer Efendi Hazretleri buyurdular ki :
Behlûl-i Dânâ hızlı hızlı geliyormuş. Dânâ kelimesi Farsçada âlim, ârif ma'nâsınadır. Geliyormuş, Hârûn'la karşılaşmışlar, Hârûn-i Reşîd ile. Abbâsîlerin en kudretli hükümdârı. Hârûn sordu Behlûl'e, "Nereden geliyorsun?".
Söyledik ya cennetin miftâhına, buradan sâhib olunur. Cehennemin de miftâhına buradan sâhib olur insan yani dünyadan. Burası tarladır. Burdan göz yumuldu mu bir daha ne ibâdet ne tâat. Ne de pişmanlık fayda verir. Her yapan burda yapdığını berâberinde götürür. Sen tabutun altına giriyorsun, tabutun içinde ne gitdiğinin farkında değilsin. Ne götürüyorsun kabre? "Meyyiti götürüyoruz". Meyyitle berâber ne gidiyor biliyor musun? Ya yapdığı a'mâl-i sâliha, ya a'mâl-i kabîha. Gençlerimiz var. Ya çirkin işleri, ya güzel işleri var tabutun içerisinde. Sen tabutu boş görme öyle. Çok ağır. Bazı kimselerin belini büküyor ağırlığı. Dağlar kaldıramazken bu ağır yükü sen omuzuna atıp getiriyorsun içeri doğru. Geçiyoruz. Allah sonumuzu, âkıbetimizi hayr eyleye.
"Yâ Behlûl nerden geliyorsun?" demiş, "Cehennemden" demiş. "Niye gitdin cehenneme?", "Ateş almaya gitdim" demiş Behlûl-i Dânâ. "Fakat maalesef bulamadım" demiş. Demiş ki Hârûn-i Reşîd, "Cehennem ateşle memlûdur. Nasıl olur bu?". "Ben de öyle zannediyordum, gitdim oraya, Mâlik'e sordum", Mâlik, cehennemim mesûl müdürü, Allah tarafından tayîn olunmuş, "Ateş istedim, Mâlik bana dedi ki, 'Burada ateş bulunmaz' dedi. 'Canım cehennem ateşle dolu değil mi?' dedim. 'Hayır, herkes ateşini dünyâdan buraya getirir' dedi.
Anla, düşün, tefekkür et! Boşuna kafa dolaştırmayacağız. Tefekkür et, düşün, bak ne konuşuyorum. Herkes ateşini burdan getirir nâra, cehenneme. Bir yumurta çalan, aynı ateşe girerse, beş milyon çalan da aynı ateşe girerse, o vakit adâlet-i ilâhî nerde kalır? Bir yumurta çalan bir yumurta ateşiyle yanar, beş milyon çalan da beş milyonluk ateşle yanar. Günâhın küçüğü büyüğü olmaz. Günâh-ı segâir, günâh-ı kebâir, o, cezâdadır, o. Allah'a isyân, isyândır. Allah'a günâh, günâhdır. Küçüğü, büyüğü olmaz günâhın. günâh, günâhdır! Cezâsı hafîfdir. Küçük günâhlara küçük cezâ, meselâ üç günlük hapis olur, büyük günâhlara üç yüz gün hapis olur. Bunun gibidir yani. Onun için, ulemâ-yı benâm hazerâtı rahimehümullah, bu günâh-ı kebâir, bu günâh-ı segâir diye ayırmışlar ama isyân, isyândır. Günâhın küçüğü büyüğü olmaz. Allah'a isyân, isyândır. Cezâ bakımından küçük günâh vardır. Küçük cezâ, büyük cezâdır o. Acaba anlatabildik mi?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder