Sayfalar

16 Ocak 2026 Cuma

Ahlâkı Olmayanın İbâdeti Olmaz

Mürşid-i Azîzim Muzaffer Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Îmânın muhâfazası a'mâl-i sâlihada. A'mâl-i sâlihanın hıfz u emânı da güzel ahlâkdadır. 

Ekseri müslümanlar îmân eder, sonra a'mâl-i sâliha icrâ eder faka güzel ahlâkı olmadığı için ahlâk-ı Muhammediyyeye ittibâ etmediği için yapdığı ibâdet ve tâatın sevâbı kalmaz. Çünkü Resûlullah diyor ki, "Bir çok oruç tutan kimse, açlığı yanına caba kaldı" diyor. Bir çok namaz kılan kimsenin de yorgunluğu yanına kâr kaldı. Neden? Çünkü ibâdetini, tâatını muhâfaza edemedi. 
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, yani Peygamberimiz,  sallallahu aleyhi vesellem ashâbına sormuş, demiş ki, "Müflis kimdir?". Müflis, iflâs etmiş yani. Dediler ki ashâb, "Kâlû men lâ dirheme velâ metâ', yâ nebiyyallah, ey Allah'ın sevgili resûlu, ey Allah'ın nebîsi, malı mülkü olmayandır" dediler. "Hayır, o dünyâ müflisi, ben ondan bahsetmiyorum size. Yevm-i kıyâmetde iflâs eden bir zâtı soruyorum size".
Resûlullah sordu, "Müflis kimdir?". "Men lâ dirheme velâ metâ' yâ resûlallah", yani malı mülkü olmayan. "Hayır, o dünyâ müflisi, ben âhiretden bahsediyorum". "Allah ve Resûlü bilir" dediler.
Resûlullah işte bunu söylüyor. Bir adamı Huzûr-ı İzzet'e getirirler. Bu adam îmân etmiş. Huzûrullaha alacak Allah bir adamı. Îmân etmiş, namaz kılmış, haccetmiş, oruç tutmuş, zekât vermiş, Allah rızâsı için gazâ etmiş, düşmanla çarpışmış. Getirecekler. Fakat bu adamın ahlâkı dürüst değil. Namaz kılmış ama birinin iffet ve ırzına bakmış, birinin gıybetinde bulunmuş, çekişdirmiş onu. Getirecekler bunu, bakacak defter-i a'mâline bu. Yapmadığı iş, zinâ etdiği kayıtlı. "Yâ Rabbi, ben zinâ etmedim". "Sen zinâ etmedin ama bir mü'min bir kabahat yapmışdı vaktiyle, kullar görmesin diye kaçınıp duruyordu, ben Allah'dım, onun suçunu setretmişdim, sen utanmadan onu gıybet etdin, çekişdirdin, elâleme haber verdin, onun suçunu sana yazdım şimdi. Senin haccını da ona verdim, hac sevâbını".
Demek ki ahlâk meselesi mevzûbahis olan. Birini dövmüş, birine şetmetmiş, birine küfretmiş, birini incitmiş. Kaç defa söyledim, bin defa daha söyleyeceğim belki. Mü'minlere yapdığın hakâret Resûlullah'adır. Allah Resûlü'ne hakâret, Allah'adır. Mü'min beytullahdır, incitmeyeceksin mü'min kardeşini, müslüman kardeşini. Halbuki biz öyle bir hâldeyiz ki biz, öne geleni ısırıyoruz, arkaya geleni tepiyoruz. Olmaz böyle şey! Allah böyle îmânı kabûl etmez. "Birbirinizi sevmedikçe îmân etmiş olmazsınız, îmân etmeyen cennetime girmez", Allah böyle diyor. Halbuki biz mü'minler birbirine hasım, düşman, adâvet var aramızda başdan aşağı. Olamaz böyle mü'min. Sol kol sağ kola kızar mı? Baş ayağa kızar mı, ayak başa kızar mı? Olur mu? Müslümanlar bir vücûdun a'zâları gibidir. Vücûdda birimiz kaşsak birimiz göz, birimiz akılsak birimiz kalb, birimiz mideysek birimiz el, birimiz ayak gibidir. Mü'minler bir vücûdun a'zaları gibidir. Birbirlerini sevecekler, birbirlerinin haklarına hukuklarına riâyet edecekler, birbirlerine karşı muhabbetli olacaklar. Zâlime yardım etmeyecekler, hep mazlûmun yardımcısı olacaklar. Mü'minin şânındandır bu. Biz tersine. Fiske vurana yumruk. Sana eşek diyenin sen anasına avradına, dînine îmânına. Hep böyle bütün başdan aşağı. Namaz kılıyormuş, kılsın namazı dursun şimdi.
Bak dinle, Peygamber anlatıyor, ben söylemiyorum. Bir alay adam var orada, hak sâhibi, "Yâ Rabbi, ben hakkımı isterim. Benim gıybetimde bulundu, beni rezîl etdi. Sen Allah'dın benim suçumu setretdin, kapatdın, benim ayıbımı kullara bildirmedin, bu haber aldı ve etrâfa dağıtdı, beni rezîl etdi. Hakkımı isterim". Allah emredecek, "Bunun hac sevaplarını bu adama veriniz, ya zekât sevaplarını bu adama veriniz". Sonra namazını da başka bir hak sâhibine verecek. Orucunu da başka bir hak sâhibine verecek. Yetişirse ne a'lâ. Yetişmezse, hak sâhiblerinin günahını alacak o adama yükleyecek, sonra o adam iflâs edecek. "Sümme türiha fi'n-nâri", sonra nâra yüz üstüne atılacak. Peygamber böyle söylüyor.
İlle ahlâk! Ahlâkı olmayanın ibâdeti olmaz. İbâdeti olmayanın îmânı olmaz. Birbirine bağlı şeyler bunlar. Cevizin kabuğu gibi yani. Dış kabuğu, iç kabuğu, içerisinde zarı ve özü. Bir tânesi eksik oldu mu, ceviz fesada uğrar, büyümez, yetişmez. Onun gibidir.

1 yorum: