Zâhir, zuhûrdan gelir, âşikâr demekdir. Bu isim Cenâb-ı Hakk'a izâfe edildiğinde, "varlığı ve birliği apâşikâr, her şeyden daha ayân" manâsına gelir. Öyle değil mi? Cenâb-ı Hakk'ın kudreti, sanatı, fiil ve tecellîleri apâşikardır, görmeyen kördür. Zâten kâinâtda ne varsa cümlesi esmâ ve sıfat tecellîlerinden ibâretdir. Nitekim Cenâb-ı Hakk Kur`ân'da buyuruyor, "تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖيهِنَّؕ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبٖيحَهُمْؕ" diyor. Bu âyetdeki tesbîhden murâd, eşyânın mazhar olduğu esmâ demekdir.
Üstelik Hakk'a ne perde olabilir, buna imkân var mıdır! Niyâzî Mısrî Hazretlerinin dediği gibi :
İşit Niyâzî'nin sözün bir nesne örtmez Hakk yüzün
Hakk'dan ayân bir nesne yok gözsüzlere pünhan imiş
Tabii Hakk'ın zuhûru esmâsı ve sıfatıyledir, zâtı itibariyle görülemez ve bilinemez Allah. Bu yüzden bir ismi de Bâtın'dır. Malum ya bâtın gizli demekdir. Nitekim Kur`ân'da gelir : "لَا تُدْرِكُهُ الْاَبْصَارُۘ". Yani gözler onu idrâk edemez. Kısacası Cenâb-ı Hakk, zâtı itibarıyla Bâtın, sıfatları itibariyle Zâhir'dir.
Bu iki esmâ "هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ" âyet-i celîlesinde beraberce zikredilmişdir. 99 esmâyı beyân eden hadîs-i şerîflerde de vardır bu isimler.
Burada latîf bir manâ da var. Yukarıdaki âyetde bu isimler Evvel ve Âhir isimleriyle beraber zikredilmişdir. Bu itibarla bu dört esmâ "Lâ mevcûde illâ Hû" manâsına gelir. Zîrâ kâinâtda ne varsa bir başı bir de sonu vardır, ebedî ve ezelî olmak Allah'a mahsûsdur. Evvel ve Âhir isimleri buna işâretdir. Kezâ her nesnenin bir zâhiri bir de bâtını vardır. Ne var ki, bunlar da Hakk'ın tecellîlerinden ibâretdir. Cümle mahlûkâtda bu isimler tecellî etmişdir. Hattâ kelimeler bile böyledir. Elfaz, kelimenin zâhiri, manâ bâtınıdır. İnsan da böyledir. İnsanın bir şekli, sıfatı, görünüşü vardır bir de derûnu vardır, kalbi vardır, rûhu vardır, sırrı vardır. Âyet-i celîlenin sonundaki Alîm esmâsı, bütün mahlûkâtın ilm-i ezelîde sâbit olduğunu ve günü saati geldiğinde zuhûra geldiğini beyân etmekdedir. Bu itibarla cümle eşyâ, bütün mahlûkât, ilm-i ilâhînin efâl ve esmâ tecellîsi ile zuhûrundan ibâretdir diyebiliriz.
Bu isimlerden alınacak hisseye gelince. Kim ki zâhirini temizler, nûrlandırır Zâhir esmâsından hisse alır. Kim ki bâtınını temizler, nûrlandırır Bâtın esmâsından hisse alır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder