NUTK-İ ŞERÎF
Hudâ'nın sun'una âyîne 'âlem
Düşüpdür sâni'in mir`âtı âdem
Odur âdem ki nefsin tanımışdır
Olupdur Hızr ü İlyâs ile hemdem
Ne görürse iyi kem zîr ü bâlâ
Görür öz nefsini her bakdığı dem
Eğer râ'î eğer mer'î vü mir`ât
Kamunun aslıdır âdemdeki dem
Nefesdir bahr‐ı zât ancak hurûfu
Anın emvâcı bil ol şâd u hurrem
Göründü bahr‐ı kândan bunca emvâc
Olur zâhir gider yine kalır yem
Bu 'âlem de bahirdir hem mevâlid
Anın emvâcıdır şekk ile demem
Hezârân mevci bir anda yok edüp
İder emsâlini tecdîd demâdem
'Aceb misli demek gayri demek mi
Yâhud 'aynı mı yâ cem'imi desem
Bilen 'ayn ü bilmeyen gayr demek
Budur şâfî cevâb Allahü a'lem
Özü evvelkidir sûretle durur gayr
Ki yani cân odur terkîb o demem
Ki zîrâ cân bir oldu çok sûret
Budur kavl‐i muhakkik hem müsellem
Disen niçün bilinmez hâlî ûlâ
Çün oldur sonra niçün dir ki bilmem
Tegayyürden bilinmezlik zuhûru
Birlikden-durur didiği bilsem
Niceyse neş'e‐i ûlâda gönlü
O zevki arzular sânîde bî‐kem
Taleb evvelki zevki hükm‐i cândır
Cehl terkîbinin hükmü ol ebsem
Kamû bir noktadır 'ilm ancak ey dost
Çoğaldıkça dolar kalbe hemm ü gam
Niyâzî taht‐ı "Bâ"da nokta oldu
Ali'nin sırrına olalı mahrem
Niyâzî Mısrî
Kuddise Sırruh

🌹 Hudâ'nın sun'una âyîne 'âlem / Evren, Allah'ın sanatının bir aynasıdır;
YanıtlaSil🌹 Düşüpdür sâni'in mir`âtı âdem / Yaratıcının asıl aynası ise insan olmuştur.
🌹 Odur âdem ki nefsin tanımışdır / Gerçek insan, kendi nefsini ve özünü tanıyandır;
🌹 Olupdur Hızr ü İlyâs ile hemdem / O kişi, Hızır ve İlyas ile can dostu olmuştur.
🌹 Ne görürse iyi kem zîr ü bâlâ / Aşağıda veya yukarıda, iyi ya da kötü ne görürse görsün,
🌹 Görür öz nefsini her bakdığı dem / Baktığı her an aslında kendi hakikatini görür.
🌹 Eğer râ'î eğer mer'î vü mir`ât / İster bakan, ister bakılan, isterse ayna olsun;
🌹 Kamunun aslıdır âdemdeki dem / Hepsinin aslı, insandaki o ilahi nefestir.
🌹 Nefesdir bahr‐ı zât ancak hurûfu / Allah'ın zatı bir nefes denizi, harfler ise;
🌹 Anın emvâcı bil ol şâd u hurrem / O denizin dalgalarıdır; bunu bil ve mutlu ol.
🌹 Göründü bahr‐ı kândan bunca emvâc / O varlık kaynağından bunca dalga ve suret göründü;
🌹 Olur zâhir gider yine kalır yem / Onlar açığa çıkar ve kaybolur, geriye yine o deniz kalır.
🌹 Bu 'âlem de bahirdir hem mevâlid / Bu evren bir denizdir, doğan tüm varlıklar da;
🌹 Anın emvâcıdır şekk ile demem / Hiç şüphesiz o denizin çalkalanan dalgalarıdır.
🌹 Hezârân mevci bir anda yok edüp / Allah binlerce dalgayı bir anda yok eder de,
🌹 İder emsâlini tecdîd demâdem / Her an onların benzerlerini yeniden yaratır.
🌹 'Aceb misli demek gayri demek mi / Acaba "benzeri" demek "başka bir şey" mi demektir?
🌹 Yâhud 'aynı mı yâ cem'imi desem / Yoksa "aynısı" mı veya "hepsi bir" mi demeli?
🌹 Bilen 'ayn ü bilmeyen gayr demek / Hakikati bilen "aynısı", bilmeyen ise "başkası" der;
🌹 Budur şâfî cevâb Allahü a'lem / En doyurucu cevap budur, doğrusunu Allah bilir.
🌹 Özü evvelkidir sûretle durur gayr / Özü aynıdır ama dış görünüşüyle başka görünür;
🌹 Ki yani cân odur terkîb o demem / Yani can aynıdır, sadece beden kalıbı başkadır.
🌹 Ki zîrâ cân bir oldu çok sûret / Çünkü o tek can, pek çok görünüşe büründü;
🌹 Budur kavl‐i muhakkik hem müsellem / Hakikate erenlerin üzerinde birleştiği söz budur.
🌹 Disen niçün bilinmez hâlî ûlâ / "Neden ilk halimiz hatırlanmıyor?" dersen;
🌹 Çün oldur sonra niçün dir ki bilmem / O ilk hali yaşayan yine kendisiyken neden "bilmiyorum" der?
🌹 Tegayyürden bilinmezlik zuhûru / Bilinmezliğin ortaya çıkışı sürekli değişimdendir;
🌹 Birlikden-durur didiği bilsem / "Keşke bilseydim" demesi bile aslında o özdeki birliktendir.
🌹 Niceyse neş'e‐i ûlâda gönlü / Gönlü ilk yaratılış neşesinde nasıldıysa,
🌹 O zevki arzular sânîde bî‐kem / İkinci yaratılışta da o zevki eksiksizce arar.
🌹 Taleb evvelki zevki hükm‐i cândır / O eski zevki arayıp sormak canın bir gereğidir;
🌹 Cehl terkîbinin hükmü ol ebsem / Cahillik karanlığının hükmü ise sessiz ve dilsiz kalmaktır.
🌹 Kamû bir noktadır 'ilm ancak ey dost / Ey dost! Aslında bütün ilim tek bir noktadan ibarettir;
🌹 Çoğaldıkça dolar kalbe hemm ü gam / O ilim sözde çoğaldıkça kalbe sadece keder ve tasa dolar.
🌹 Niyâzî taht‐ı "Bâ"da nokta oldu / Niyazi, "Bâ" harfinin altındaki o mukaddes nokta oldu;
🌹 Ali'nin sırrına olalı mahrem / Hz. Ali'nin ilahi sırlarına vakıf olduğundan beri.