Sayfalar

31 Mart 2026 Salı

İbâdetin Dört Mertebesi


Cenâb-ı Hakk'a kulluk etmenin, ibâdet etmenin dört mertebesi vardır.

Birincisi, âdet mertebesidir. Bu, gâfillerin ve câhillerin ibâdetidir, taklîd ve şekilden ibâretdir. İbâdetlerin hikmet ve ma'nâlarından bîhaber olanlar, ibâdetleri âdet yerini bulsun diye yapanlar yâhud halkın kötülemesinden korkarak yapanlar hâsılı şuûrsuzca ibâdet edenler bu mertebededir. İbâdetin böylesi Allah katında makbûl olmaz, yapana da hiç faydası olmaz, yorgunluğu kâr kalır. İbâdeti böyle yapanların âkıbetlerinden de korkulur.

İkincisi ibâdet mertebesidir.  
İbâdetlerin ahkâmını ve âdâbını bilenler, âlimler ve âbidler bu mertebededir. Ancak bunlar da ibâdetleri, Allah'dan bir karşılık bekleyerek yaparlar. Yani cennet arzusu ve cehennem korkusu ve sevap kaygusu ile ibâdet ederler. Farazâ, Allah cenneti yaratamasyadı, cehennemi hazırlamasaydı, bunlar ibâdet etmezlerdi. Bunlar her ne kadar farzları yerine getirmek sûretiyle ibâdet borcundan kurtulsalar da ücretli işçi gibi olduklarından Allah katındaki kıymetleri düşükdür. O yüzden bunların âhiretdeki makâmı cennet-i ef'âldir. Yani yemesi içmesi keyifli, hurisi gılmanı bol olan cennetdir. 

Üçüncüsü ubûdiyyet mertebesidir. Bu, Allah'a sırf ma'bûd-i mutlak olduğu için ibâdet edenlerin mertebesidir. Cennet vaadedilmemişe, cehennem azâbı olmamış olsa da bunlar Allah'a ibâdeti terketmeyeceklerdi.  Bunlar rızâ ve teslîmiyyet makâmında olan kullardır.  Yukarıdaki zümreden efdal olmalarının sebebi, yukarıdakiler yalnız Allah'ın râzı olduğu işleri yaparlarken, bunlar hem Allah'ı râzı kılacak işleri yapar, hem de O'ndan râzıdırlar. Bu mertebe Allah dostlarının mertebesidir.  Bunların âhiretdeki makâmı cennet-i sıfatdır.

Dördüncü mertebe ubûdet mertebesidir. Kul, bu mertebeye seyr u sülûkünü ikmâl edip, mecâzî varlığını mahv etmediği sûretiyle erişir. Bu mertebeye sôfiyye lisânında seyr-i fillahda maallah" tabir edilir. "Kulum bana her şeyden önce farzlarla yaklaşır. Kulum bana nâfilelerle yaklaşmaya devâm ederse, ben o kulumu severim. Ben onu sevince, onun işiten kulağı, gören gözü, konuşan dili, tutan eli, yürüyen ayağı olurum" hadîs-i kudsîsi bu mertebeye işâret eder. Bu mertebeye yükselenlerden zâhir olan bütün fiiller Hakk'ın olur yani fâil Allah'dır, kul O'nun âleti hükmündedir. Bu mertebe enbiyânın ve büyük velîlerin mertebesidir. Bunların âhiretdeki makâmı cennet-i zâtdır.

Bütün mü'minlere düşen vazîfe, en azından ikinci mertebeye yükselmek ve üçüncüye çıkmak için çaba göstermekdir. Zîrâ âdet mertebesinde kalanların hâli harapdır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder