Mürşid-i Azîzim Muzaffer Efendi Hazretleri anlatmışlardı. Gençliğinde Fâtih Câmi-i Şerîfi Başimamı Muhammed Râsim Efendi'den Kurân dersi alırken, bir haber gelmiş, demişler ki, "Diyânet câmilere kadrolu imam ve müezzin tayîni için imtihan yapacak, isteyenler katılsın". Hocaefendinin pek çok talebesi var, içlerinden yetişmiş olanları göndermiş, imtihana girsinler, bir vazîfe alırlar, üç beş kuruş gelirleri olur, geçimleri kolaylaşır diye. Efendi Hazretleri de imtihana katılanlar arasındaymış. İmtihan çıkışında Hocaefendi'nin yanına gelen talebelerin hepsinin başı önünde, dut yemiş bülbül gibiler, kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Bir tek Efendi Hazretlerinin yüzü gülüyor. "Ne oldu?" demiş Hazret, "nasıl geçdi imtihan?". Cevap yok. Belli ki geçememişler imtihanı. Hocaefendi fenâ hâlde sinirlenmiş, inanamıyor bir türlü, "Nasıl olur yâhu" filan diye söylenirken, Efendi Hazretleri söz almış, "Efendim, sebebi şu" demiş, "arkadaşlar imtihanda Kurân talîmi yapar gibi kafı patlatarak, datı çatlatarak okudular, onun için geçemediler" demiş.
Memleketimizde çokça gördüğümüz bir yanlışdır bu, Kurân'ı zorlanarak okumak, harfleri abartarak vurgulamak, olmayacak sesler çıkarmak. Halbuki Kurân tabîi bir okuyuşla okunmalı, ne okuyan zorlanmalı, ne dinleyen yorulmalı. Bakın meşhûr kârilerin okuyuşlarına, Mısırlı kârilere bir kulak verin, nasıl da rahat bir okuyuşları var, tâne tâne çıkıyor harfler, su gibi akıyor âyetler.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder