Sayfalar

10 Mart 2026 Salı

Ramazan Ayındaki Mukâbeleler

Malûm ya Ramazan ayı, Kurân ayıdır. O yüzden eskiden Ramazan gelince câmilerde, evlerde çokça Kurân okunurdu ve mukâbeleler tertîb edilirdi. Mukâbele demek, bir hâfız efendinin yüksek sesle Kurân okuması ve cemaatin onu dinlemesi demekdir. İki çeşit mukâbele vardır. Biri, hâfız efendinin her gün bir cüz okumak sûretiyle Ramazan'ın sonuna kadar Kurân'ı tamamlamasıdır. Bu sûretle onu dinleyen cemaat de bir hatim indirmiş olur. İkinci nevi mukâbelede, hâfız efendi o gün okuyacağı cüzden bir kısmını, aşr-ı şerîf okur gibi okur. Cüzün geri kalan kısmını kendi kendine okur. Bu nevi muklâbeleyi, sesi parlak, okuyuşu güzel, kırâat ilmine vâkıf olan hâfız efendiler okurlardı. Diğer nevi okuyuş yürük olur, bir cüzün okunması en fazla yarım saat bilemediniz kırk dakika sürer. İkinci tarz okuyuş beş, on, bilemediniz on beş dakika sürerdi. Bu tarzda mukâbele okuyan hâfız efendiler daha çok selâtîn câmilerde yani padişahların yapdırdığı büyük câmilerde okurlardı. 

Mürşid-i Azîzim Muzaffer Efendi Hazretleri gençliğinde Bayezid Câmi-i Şerîfinde müezzinlik yapmışlar, o döneme âid hâtıralarını anlatırken bu meseleye de temas ederek buyurmuşlardı ki :  

Dört yüz seksen altı minder vardı bu câmide. Halkın oturması için değil, hâfızlar mukâbele okuyorlardı. Dört yüz seksen altı minder! Mindersiz okuyanlar da ayrı. Burada her cenâhda her ânda hâfızlar mukâbele okurdu. Sabahleyin saat onda başlardı mukâbele. İşte bu vakitler, bundan sonra Yeraltı Câmisi Hatîbi Hâfız Ali Efendi, mihrâbda okurdu. Bundan sonra gelirdi, kimse kalmazdı. Akşam ezanında, bir okka zeytin dağıtırdık burada biz, namaza kalanlara, oruç açması için. Şimdi kimse yok!

Efendi Hazretleri "İşte bu vakitler, bundan sonra" demekle, Akşam namazından bir saat öncesini kasdediyorlardı. Zîrâ kendileri İkindi namazından sonra okunan mukâbeleleri dinler, sonra sohbete başlarlardı. O günlerde eskiye göre çok azalmış olsa da yine de bugüne gör çok daha fazla Kurân okunmakdaydı, pek çok hâfız efendi biliyorum aynı ânda câminin farklı yerlerinde mukâbele okurlardı.

Efendi Hazretlerinin bahsetdiği Hâfız Ali Efendi, 1885-1976 yılları arasında yaşamış müstesnâ bir insandır. Kendisi Mısır tarîki ile İstanbul tarîkini birleştirmiş mümtaz bir kurrâ idi. Yıllarca reîsülkurrâlık makâmında bulundu. Aynı zamanda türk mûsıkîsine de vâkıf idi. Bu zât-ı muhteremenin Kurân'a büyük hizmeti vardır, pek çok hâfız yetiştirmişdir. Bu vesîle ile onun hâtırasını yâd etmek ve rûhunu şâd etmek için onun arşivimizde bulununan ses kayıtlarını buraya bırakıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder