Sayfalar

23 Mayıs 2026 Cumartesi

Dergâh-ı Şerîf'de Sohbet - 8 Temmuz 1983

Mürşid-i Azîzim Muzaffer Efendi Hazretleri bir Ramazan gecesi terâvih namazından sonraki sohbet meclisinde buyurdular ki :

Şiîlerin bir şeyi hoşuma gidiyor, çıplak ayağa mesh etmeleri. Kolaylık oluyor çünkü. Câmide sigara içiyorlar, nargile içiyorlar filan.

Merhûm peder, "Hazret-i Hüseyin Efendimizin merkad-i şerîfini ziyâret etdiğimizde, orada bekleyen, sigara içiyordu" deyinnce Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Mezbahada içiyordu, Hazret-i Hüseyin'i şehîd etdikleri yerde. Kırmızı bir mermer koymuşlar, Hazret-i Hüseyin'in kanını temsîl ediyor. Sonra cenâzede de öyle. Cenâzeye gitdik, bağırıyor arkadan, "Lâilâheillallaaaaah vahdehû lâ şerîke leh ve Aliyyün veliyullaaaah" diyor önden, arkadan sigara dağıtıyorlar cemaate, cenâzenin arkasından, şeker dağıtır gibi. 

Birisi, "Abdest musluğunu öyle yükseğe koymuşlar ki ayak yıkamaya imkân ve ihtimal yok" deyince Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Daha güzel işte, kurtarıyor paçayı, hemen kolaycacık. Kırâat var. Ama sen onlara şöyle söyle, yıkarsın onları. "O kırâatı rivâyet eden Hazret-i Osman, siz de Osman'ı sevmezsiniz, sevmediğinize göre onun sözüyle amel etmemeniz îcâb eder". Evet, Hazret-i Osman'dır râvîsi. 

Birisi, "Cuma'yın niye kılmıyorlar?" diye sorunca Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Mehdî'yi bekliyorlar. Şîilikde imâmet vardır. Hak imâm var ama gaybda. İmâmsız olmaz kâinât. Mehdî saklı diyorlar. Girdaba girdi kayboldu diyorlar. İmâm-ı gayb oldu diyorlar. Her Cuma günü bir at çekiyorlar oraya, oradan çıkacak binecek.

Birisi, "Efendim, bir de bir çocuğu kıldırtıyorlar namazı, Samarra'da görmüşdüm" deyince, Efendi Hazretleri buyurdular ki :

O seyyid olması lâzım. O cemaate karşı yüzü böyle duruyor, o Allahuekber diyor, imam Allahuekber diyor. Ondan sonra çocuklar birbiriyle kavgaya tutuşdular, onlar kaldılar rükûda. İkisi birbirine girdi. Böyle bildiğin câmi. Fakat minberin olduğu yerde bir çocuk var. Çocuğun yüzü cemaate karşı. İmam ondan emir alınca yatıp kalkıyor. O çocuk, cemaate karşı yüzü dönük. Çocuk emir verdi mi, imam yatıp kalkıyor. Birisi geldi bir şey söyledi çocuğa, öteki Allahu ekber dedi hepsi eğildiler rükûa, başladı çocuk sayıp sövmeye, bir kavga, onlar hepsi rükûda bekliyorlar. Ondan sonra çocuk "Allahuekber" dedi, kalkdılar sonra. 

Arada soruyor imam, "Mehdî mene pilav pişirmişsen?". "Pişirmemişem". "Allahuekber" deyip namaza devam ediyor imam. Namazın içerisinde konuşuyor. Konuşuyorlar namazda. Tekbîrle namazı ikmâl ediyorlar. Şimdi meselâ aklına bir şey gelince namazda soruyor, "Ayakkabıları nere koymuşsan?". "Oraya koymuşam". "Allahuekber" deyip tekrardan namaza devam ediyor.

Birisi Mehdî hakkında sorunca Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Gelecek diyoruz biz, kitaplarda var Mehdî'nin zâhir olacağı, geleceği. Bazıları diyorlar ki, "O bir remzdir diyorlar", remz olarak kabûl ediyorlar. Şiîler bizâtihî geleceğini söylüyorlar. Ama Kurân'da yok öyle bir şey. Kurân-ı Şerîf'de yok öyle bir şey, Mehdî'nin geleceğine dâir. Eğer ehemm-i mühimm bir şey olsaydı Allah söylerdi Kurân'da geleceğini. 

Birisi, "İmâm olarak İmâm-ı Cafer-i Sâdık'ı mı kabûl ediyorlar efendim?" diye sorunca Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Mezheb imamı olarak kabûl ediyorlar ama İmâm-ı Cafer mezheb imâmı değildir, aşk imâmıdır. Onların yolu ayrıdır. İşlerine gelmedi mi onu da kabûl etmiyorlar. 

Sohbete bir müddet ara verildikden sonra, bir kaç gün evvel Biga'da meydana gelen deprem İstanbul'da da hissedildiği için, Efendi Hazretleri eski deprem hâtıralarını anlatmaya başladı. Buyurdular ki :

Kahveye uğradım, daha önce hiç hareket-i arz görmemişdim ben, masaya dayandım, bir de bakdım masa böyle böyle oynuyor, millet dışarı kaçan kaçana. Ben de ne oldu masaya diyorum. Sonra çıkdık, anladık hareket-i arz olduğunu. Sonra yatsı vakti gitdim câmiye, minâreye çıkdım ezan okumaya. Kaptan Paşa Câmisinin müezzinliğini yapıyordum, Ramazandı. 37'de. Minâreye çıkdım ezanı okumaya, tam Allahuekber diyeceğim, gacur gucur minâre sallanıyor. Tahta minâreydi. Bütün millet dışarıya fırladı. Yarıda kaldı ezan. Bir kapıya tutunduk, gideceğiz kapıyla beraber aşağıya. Neyse ikmâl etdik ezanı. Fâtih Câmisinde bütün millet kormuş, dışarı fırlamışlar. Arap Hoca o vakit hayatdaydı, hoca millete bağırmış, "Nereye kaçıyorsunuz Allahu Teâlâ'nın gadabından, durun gitmeyin!" filan. Kim dinler.  

Bir de vaaz ediyordum Bayezid Camisinde, günlerden Salıydı Vaazı bitirdim, duâya başladım. Pîrânın isimlerini sayıyorum, bir Hû'dur kopdu câminin içinde. Dedim, "Elhamdülillah, ne kadar dervîş geliyor benim dersime" dedim. Meğerse hareket-i arzın Hû'suymuş. Cebrâil aleyhisselâmın sesiymiş o. "Huuuuuuuuuuu" dedi böyle, kubbe mubbe birbirine girdi, kandiller mandiller. Tevfik sen oradan kalk, benim üzerime sarıl. Yukarıdan bir şey düşerse, kurtarsın beni diye. Oradan birisi ayakkabılarını aldığı gibi yallah dışarıya, bir kişi kaçdı, diğerleri oturdu. Bir de bakdım hareket-i arz oluyor. Ben zannetdim dervîşler Hû diyorlar. "وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى قَوْمِه۪ مِنْ بَعْدِه۪ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا كُنَّا مُنْزِل۪ينَاِنْ كَانَتْ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَاِذَا هُمْ خَامِدُونَ" Sayha Cebrâil'in sayhası. 
Bizim ev de tehlikeli. Yanımızdaki otel kaza kaza bizim evin altını, böyle sallandı ev, böyle çatır çatır duyduk evin gürültüsünü. Birkaç defa daha sallasaydı yıkacakdı. Kaçmadım ben. Kaçmak maçmak bilmem ben. Kurân-ı Kerîm okuyordum ben devâm etdim. İyi yerde yakaladı beni çünkü. İyi, fenâ değil, hoşuma gitdi. Hem de "li îlâfi" sûresini okuyordum. "لِا۪يلَافِ قُرَيْشٍۙ ا۪يلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَٓاءِ وَالصَّيْفِۚ  فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ اَلَّذ۪ٓي اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ" dedim, başladı. Ayşe su koyverdi, "Baba hareket-i arz oluyor" dedi. Bizim hanım da ben masayı sallıyorum zannetmiş.

1312'de kırk gün sallanmış İstanbul. Kırk gün yaaa, kırk gün sallanmış. 

Efendi Hazretleri deprem olunca halkın korkarak Allah'ı hatırlaması, yalvarması, duâ etmesi hakkında buyurdular ki :

Başı dara geldiği vakitde Allah'ı zikreyleyip, refaha çıkdı mı Allah'ı unutmak, kâfirlerin sıfatıdır. Hazret-i Pîr'in duâsında, "Yâ Rabbi, dar zamanda Allah diyenlerden kılmaz bizi" demesi o manâya. Yoksa Cenâb-ı Hakk'ı her dâim zikredilir. Ama bir de var ki unutuyor Allah'ı, fısk u fesada dalıyor, böyle bir şey olduğu vakitde Allah'a dönüyor. O da güzel. Herif nereye gitsin başka. Kaçacak yer yok. "فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ fe firrû ilallah". 

Bektâşi girmiş hamama, çıkmış dışarıya bakmış kesesi yok üzerinde. Ulan şimdi hamamcıya desem ki benim param yok adam beni göndermez, bana eziyet cefâ eder. "Yâ Rabbi, sana ilticâ ediyorum" demiş, bir şey yap beni buradan kurtar" demiş. Derken başlamış zelzele, bütün millet dışarıya. O da çıkmış dışarıya, kurtarmış paçayı. Oradan gitmiş bakmış câminin birisinde bir adam duâ ediyor, "Yâ Rabbi, iki bin lira borcum var, lutfet, kerem et, ihsân et" diye yalvarırmış, ağlarmış. Gitmiş adamın yanına demiş, "Hiç uğraşma" demiş, "nekesliği üzerinde, on para vermeyeceğim diye hamamı yıkıyordu" demiş. Estağfirullahe'l-azîm ve etûbu ileyh. 

Yaaa öyle diyor Sûre-i Hacc'ın baş taafında, "زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظ۪يمٌ zelzelete's sâati şey'ün azîm". "يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظ۪يمٌيَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّٓا اَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارٰى وَمَا هُمْ بِسُكَارٰى وَلٰكِنَّ عَذَابَ اللّٰهِ شَد۪يدٌ". Sûre-i Hacc'ın baş tarafında. "Sen o vakit görürsün, emzikli kadın, emdirdiği çocuğu yere atar, hâmile olanlar da çocuklarını düşürürler" diyor. "Halkı sen sekir hâlinde görürsün halbuki onlar sarhoş değildir, Allah'ın azâbı şiddetlidir" diyor. Sûre-i Hacc'ın baş tarafında. 

Merhûm peder, "Bu âyet kıyâmet hakkında değil mi efendicim?" deyince, Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Kıyâmet hakkında ama zelzele kıyâmetin numûnesidir. Ondan bir şemme. Kıyâmetden bir numûne o. 

Birisi şaka yollu, "Herhalde Marmara'dan petrol çıkacak gâlibâ" deyince Efendi Hazretleri, "Umacı çıkmasın da" buyurdular.

Efendi Hazretleri buyurdular ki :

Bir de bazı mühim vukûâtlar olur, o vukûâtın akabinde olur bu. O sır bana âid bir şey.

www.muzafferozak.com

7 yorum:

  1. Yâ Hû 🌹 Hatıralarını okudukça Gönüller Sultanı Efendi Hazretleri ne kadar bereketli bir hayat sürmüş Maşallah diyorum. Sanki bir ömür içinde bin ömür yaşamış gibi. Hiç bir ânı zayi etmemiş gibi. Hele bir de su gibi akıp giden içi boş şu hayatıma bakınca...

    YanıtlaSil
  2. Abi selamlar, hürmetler. Bunun gibi dergah sohbetlerini de kitap olarak paylaşacakmısın? Hutbeler ve cami sohbetleri gibi bir arada olması çok güzel olur Allahın izniyle. Hizmetleriniz daim olsun, kabul olsun. Cenabı Hakk razı olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet inşallah bunlar da kitaba dönüşecek. Şu ana kadar dört kitap yayınladık. Hutbeler, Dualar, Cami Sohbetleri ve Radyo-TV Sohbetleri. Sırada Dergâh Sohbetleri, Dükkan Sohbetleri ve Amerika Sohbetleri var.

      Sil
    2. Efendim malumunuz son zamanlarda Allah Dostlarının hayatlarını konu alan diziler çekiliyor. Acaba Efendi Hazretlerinin kıymetli hayatı dizi olarak çekilse hem bugünün insanına daha çok hitap etmez mi? İnsan gündelik hayatı için çok daha kolay işaretler bulmaz mı? Böyle bir projeye niyet edilse acaba Efendi Hazretlerinin ve Sizin rızanız, müsadeniz olur mu? Acaba bir gün böyle bir projeye niyet edilmesi halinde başvurmak üzere Efendi Hazretlerinin hatıraları kronolojik olarak toparlansa nasıl olur?

      Sil
    3. Keşke yapılsa, biz ancak memnun oluruz böyle bir işden.

      Sil
  3. Deprem bazı vukuatlardan sonra olur diyor acaba zinanın çoğalmasından sebepmi yoksa farklı bir şeymi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Depremin zina ile günah ile bir alakası yok. Öyle olsa şarkda garbda depremle helak olmayan yer kalmazdı. Deprem tabii bir hadisedir. Maddi manevi bir çok hikmetleri vardır. En mühimmi şudur ki, gaflet içinde yaşayan insanlara Cenâb-ı Hakk'ın kudret ve kuvvetini göstermekde, onun azâbının ikabının büyüklüğünü hatırlatmakdadır. Âdetâ şöyle bir mesaj vermekdedir insanlara : "Aklınızı başınıza alın, ölüm var, kıyamet var, mahşer var, hesap var, cehennem var, âkıbetinizi düşünün, kendinize çeki düzen verin" diye uyarmakdadır.

      Depremin bazı mühim vukûâtlarla alâkası şu. Bazı mühim hâdiselerden önce büyük bir deprem olur. Her deprem değil ama. Bazı depremler böyledir. Bir nevi yakın gelecekde olacak bir şeyi haber verir. Harp gibi, rejim değişikliği gibi, ayaklanma gibi toplumu derinden etkileyen şeyleri. O cümlede sürç-i lisan olmuş, "akabinde" demiş ama aslında "öncesinde" demek istiyor.

      Sil