Mürşid-i Azîzim Muzaffer Efendi Hazretleri bir Ramazan sohbetlerinde kul hakkından bahsederlerken buyurdular ki:
Şimdi, kul hakkı düşmez. Biz şimdi oraya geleceğiz, davâ orada. Kul hakkı. Kul hakkı. Aldınsa vereceksin. Bir de aleyhinde konuşma meselesi var. Bunlar da hakdır. Meselâ ekseriyâ bizim müslümanların yapdığı işdir, bir ahlaksızlıkdır bu, hepimiz yapıyoruz maalesef, hepimizde var bu hastalık. Adam çekiştirmek, adam eti yemek oluyor bu.
Hattâ bir gün Huzûr-i Risâlet'de, bir zât, isim vermeyeyim ben ki iyi olmuyor isim vermek, eskiden vâizken verirdim ismini, şimdi veremiyorum, korkuyorum isim vermeye. Bir kadın gelmiş Huzûr-ı Saâdet'e, uzun boyluymuş kadın, uzun boylu böyle. Efendimiz'e bir şey sormuş, sallallahu aleyhi veselleme, Ramazanmış. Efendimiz ona cevap vermiş. Sonra o gitmiş, orada bulunan bir hanım daha var-mış, Efendimizin yanında. "Yâ Resûlallah, ne kadar uzun boylu kadın, değil mi?" demiş. "At ağzından! At ağzından! At ağzından!". Tükürmüş, bir et parçası. "Az kalsın yutacakdın, gidiyordu orucun, kadının etini yedin" demiş. "Ama ben doğrusunu konuşdum yâ Resûlallah, boyu uzundu" demiş. "İşte bu gıybet" demiş, adam çekiştirme. Olmayanı söylesen o bühtan o, iftirâ o. O daha berbat.
Gene bir kerre böyle bir şey olmuş. Cenâb-ı Peygamber, iki kişinin yanına, iki sahabenin yanına Selmân-ı Fârisî'yi vermiş, bir yere gidiyorlarmış. Cenâb-ı Peygamber iki zenginin yanına bir fukarâ verirmiş, onlar geçinsinler diye. Çünkü iki kişinin yemeği ile üç kişi doyar. Gidiyorlarmış, bir yere varmışlar. Ramazanmış, o iki sahabe sıcakdan fenâlaşmışlar. İkisi zengin, içlerinde fukara olan Selmân-ı Fârisî, hem de çok yaşlı. Selmân-ı Fârisî'ye demişler ki, "Yâ Selmân, Medîne yakın, git Resûl-i Ekrem'e, git sor gel, biz helâk olduk, öleceğiz, gideceğimiz yere varamayacağız, öleceğiz. Orucu açalım mı?". Selmân-ı Fârisî dönmüş Medîne'ye, gelmiş huzûra, "Yâ Resûlallah, o iki zât, oruçdan fenâ halde bunaldılar, orucu açalım mı diye soruyorlar" deyince, Efendimiz Selmân'a, "Onlar iftarı yapdılar" demiş. "Yâ Selmân, onlar iftarı senin etinle yapdılar, oruç açmaya hâcet kalmadı" demiş. Meğerse ikisi konuşurken demişler ki, "Selmân da gitdiği yerden gelmez" demişler. "Selmân'ın ayakları ağırdır, ağır gider" demişler.
Bir de bühtan var. Meselâ, Allah muhâfaza, senin aleyhinde, sende olmayan bir şeyi söylüyorum, sende olmayan fenâ bir şeyi, kötü bir sıfatı. Sende yok ama öyle bir sıfat. O, bühtan. Onun tövbesi daha ağır. Nerede konuşdum? Burada değil mi? Bu adamları bulup söyleyeceğim ben, diyeceğim ki, "Efendiler, ben Hâfız İsmâil Efendi hakkında böyle konuşdum. Ben yalancıyım, onda öyle bir ahlâk yokdur. Ben yalan söyledim, adama iftirâ etdim". Sonra gideceğim seni bulacağım, "İsmâilcim" diyeceğim, "ben senin aleyhinde böyle böyle konuşdum, sana iftirâ etdim, seni kimlere karaladımsa, onlara haber verdim. Şimdi hakkını bana helâl et" diyeceğim. Sen de bana hakkını helâl edeceksin. Sonra ben Cenâb-ı Hakk'a yöneleceğim, "رَبَّنَا ظَلَمْ نَا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ". deyip ağlayacağım, sızlayacağım Allah'dan mağfiret dileyeceğim. Öyle kimseye söylemeden tövbe olmaz. Yevm-i kıyâmetde lap diye yakasına sarılır.
Hele iffet, nâmûs meselesi. Lu'ine'd-dünyâ ve'l-âhire, iffet meselesinde konuşulursa, dünyâ ve âhiretde Allah'ın lanetine uğrar. Gözüyle görse dahi söyleyemez, dört kişi görecek. Anlatamaz, söyleyemez. Ekseri bizim mahallelerimizde vardır, "Bu kadın iyi giyiniyor, herhalde bunun bir şeyi var galiba, hımm" filan diyen, mutlakâ lanete uğrar, Allah'ın lanetine uğrar. Erkek, giyinmiş, iyi giyiniyor filan, "Bunda bir şey var ki böyle iyi giyiniyor" diyerek arkasından haber yokken iffetiyle oynuyor, Allah'ın lanetine uğrar. Onun için çok adam var, câmide namaz kılıyor kılıyor kılıyor, kılmayanlara lafım yok, onlar ne yaparlarsa yapsınlar, kılıyor, alnı secdede delinse yarın yevm-i kıyâmetde paçayı kurtaramaz.
Onun için bak, görün, görün rüyâlarda, görüyoruz ölenleri, hep çirkin vaziyetde. Kim varsa göstersin bakalım bir tâne, "ben cennete gitdim" diyenlerden, haydi! Akrabâlarınızdan, bildiklerinizden. Şeyhinden tut, hocasına, imamına varasıya kadar, hepsi bir belâya mübtelâ olmuş âhiret âleminde bizimkiler, müslümanlardan. Yaaa! O zannediyor ki namaz kılmakla iş bitiyor. Öyle değil.
Birtakım mesûliyyetler var dünyâda insanlar için, çok mesûliyyet var. Bir takım böyle günahlar var. Onlar onu kaldırmaz. Meselâ ben senin yedi dirhem arpanı çalsam. Böyle açık konuşayım ben de aslında câiz değildir böyle konuşmak ama anlatmak için böyle konuşacağım. Yedi dirhem arpanı çalsam ben senin, yarın yevm-i kıyâmetde bu yedi dirhem arpaya karşılık ne verilecek sana biliyor musun sana? İmam arkasında yedi yüz vakit namaz kılmışım, kabûl olmuş, bu yedi yüz vakit namaz sana verilecek, yedi arpaya. Hukûk-i ibâd bu kadar mühim mesele.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder