Mürşid-i Azîzim Muzaffer Efendi Hazretleri buyurdular ki :
Ey mümin! İbâdeti cennet için yapma! Allah'a ücretle ibâdet etme! Kul olduğun için Allah'a ibâdet eyle!
Efendi Hazretleri buyurdular ki :
Sen sakın hâ cennet için Allah'a ibâdet etme! Cennet için Allah'a ibâdet eden kimse, nefsine ibâdet etmiş olur. Cehennem korkusuyla Allah'a ibâdet eden gene nefsine ibâdet etmiş olur. Sen Allah'a Allah'ımız olduğu için Hâlık'ımız olduğu için ibâdet eyle!
Efendi Hazretleri buyurdular ki :
Ne cennet için ne cehennem için Allah'a ibâdet et. Ne cenneti ümîd ederek, ne nârdan korkarak. Hakk'dan kork. Hakk rızâsına tâlib ol. Evvelâ sen Allah'dan râzı ol. Sonra Allah rızâsını bekle. Hâlinden şikâyetçi isen Allah'dan râzı değilsin. Evvelâ Allah'dan râzı ol, sonra Allah rızâsını iste. Allah senden râzı oldukdan sonra sekiz cennetin derecâtı, yüz derecâtı vardır, yüz derecâtı sana ikrâm ve ihsân ve inâyet buyurur.
Efendi Hazretleri buyurdular ki :
Cennet için ibâdet eden kimse, ya da cehennemden korkarak Allah'a ibâdet eden kişi, nefsine ibâdet etmiş olur. Müminlere düşen vazîfe abdiyyetde, kullukda dâim olması, Allah'a teslîm olmasıdır. Yani Allah rızâsıdır. Ve her ibâdet ve tâatımızda düstûrumuz "ilâhî ente maksûdî ve rızâke matlûbî" olmalıdır. Manâ-yı şerîfi, "Yâ Rabbi, benim maksûdum ancak sensin, talebim de senin rızândır". Buna ermek için de, bir adamın evvelâ kendisi Allah'dan râzı olması lâzım gelir. Bulunduğu mevkiye ve islâmına ve îmânına râzı olmazsa Hakk rızâsını istemesi hatâdır. Evvelâ kendisi Allah'dan râzı olacak. Cenâb-ı Hakk Celle ve Tekâddes Hazretlerine kul olanlar iki cihâna sultân olur.
Efendi Hazretleri buyurdular ki :
Ne cennet için Allah'a ibâdet kıl, ne cehennemden korkarak Allah'a ibâdet et. Allah'a Allah olduğu için ibâdet eyle. Muhammed Mustafâ'ya Allah'ın habîbi Muhammed olduğu için sevgi, muhabbet göster. İki cihân felâhı ve saâdeti bu yoldadır.
Efendi Hazretleri buyurdular ki :
Allah'ı ve Peygamber'i sevenler de cennet için sevmemeli, Allah'ı Allah olduğu için sevmeli, Muhammed Mustafâ'yı Resûl-i Ekrem olduğu için sevmeli. Yoksa cehennem korkusuyla günahı terketmek, cennet ümîdi, hûri gılmân tamahı ile ibâdet etmek, bunların aslını araştıracak olursak, aslında bu ebrârın makâmıdır ama bundan Allah'a ibâdet çıkmaz, nefse ibâdet çıkar. Allah cenneti ve cehennemi halk etmese, O'na ibâdet etmeyecek miydik? Yani kıyâmet olmasaydı, mahşer olmasaydı, bir daha dirilmek olmasaydı, elli senelik bir hayât olsaydı ama Allah bizi böyle insan olarak halk etseydi, insan olduğumuz için, Allah'a ibâdet etmeyecek miydik? Mâdem ki insanız, elbette Hakk'a ibâdet etmek lâzım gelirdi. Zîrâ Hakk'a ibâdet, Cenâb-ı Hakk'ın hakkıdır.
Efendi Hazretleri buyurdular ki :
Bir takım âşıkan vardır ki, "Rabbim bana kulum demezse benim halim nice olur" diye korkar. O, cennet için Hakk'a ibâdet etmemişdir, cehennem korkusuyla da Allah'a ibâdet etmemişdir, kul olduğu için, Rabbü'l-âlemîn'e Allah olduğu için ibâdet etmişdir. "Ben ibâdet edeyim de Allah beni ne yaparsa yapsın. Ona âid olan bir şey. Bana kulluk, O'na Allah’lık lâzım" demişdir.
www.muzafferozak.com

Lisân-ı aşk ile nihânı ayân eylemiş dinleyene...
YanıtlaSil"Tâlib isen ben sana verdim haber hakka'l-yakîn"