Resûl-i Ekrem Efendimiz buyurmuşlardır ki, "Îmân iki kısımdır, yarısı sabır, yarısı şükürdür". Demek ki sabır ve şükür îmânın iki esâsıdır ve bir müminde bu iki sıfatın her hâl ü kârda bulunması îcâb eder.
Dikkat ederseniz, ibâdetlerin de esâsı bunlardır. Pek çok hikmeti var ibâdetlerin ama hepsinin esâsı bu iki şeyden ibâretdir. İbadetlerin şükürle alâkalı olan tarafı şudur. Allah bizi halk etmiş, bu âleme getirmiş, vücûd vermiş, akıl vermiş, îmân vermiş ve bize sayısız nimetler bahşetmiş, buna şükretmemiz îcâb ediyor. Sabırla alâkasına gelince. Bütün ibâdetler nefse ağır gelen şeylerdir. O yüzden onları îfâ edebilmek için sabır gerekir. Allah'ın emirlerini yerine getirmek için sabra ihtiyâç olduğu gibi masiyetlerden, menhiyyâtdan kaçınmak için de gene sabır lâzımdır. Zîrâ nefs-i emmâre kötülüklerden zevk alır, menhiyyâtı arzu eder, nefsi kötülüklerden alıkoymak da gene bir sabır işidir.
Tabii insanın ömrü yalnız ibâdetle tâatla geçmez, bin türlü işi, meşgûliyeti vardır insanın. Bütün bu meşgûliyetlerden iki hâl zâhir olur, ya sevinç, sürûr, neşe yâhud derd, tasa, hüzün. Kula yakışan, sürûra sebeb olan bir şeyle karşılaşdığında gaflete düşmeyip Cenâb-ı Hakk'a şükretmesidir. Yani Allah'ın nimetleri, lutufları, ihsanları ona Allah'ı unutturmamalı, nimetin sâhibine karşı yapacağı vazîfeleri ihmâl etmemelidir. Bunun aksine bir derde düşdüğünde, bir belâya uğradında ise Allah'a isyân etmeyip sabretmesidir, şikâyet etmemesidir. Zîrâ Hakk'ı halka şikâyet etmek, kulluğa yakışmaz.
Bir de şu var. Allah'ın kulları üzerinde görmekden hoşlandığı bu iki sıfat, aynı zamanda kendi sıfatlarıdır. Malûm ya Cenâb-ı Hakk'ın Sabûr ve Şekûr esmâları vardır. Demek ki bu iki sıfata sâhib olmak, Hakk'ın sıfatlarına sâhib olmak demekdir.

Ne demişler sabreden derviş muradına ermiş...
YanıtlaSil