Bir sene Mısır'da büyük bir kuraklık olmuş. Halk defalarca yağmur duâsına çıkmışlar, günâhlarına nâdim olarak gözlerinden sel gibi yaşlar akıtmışlar ama Allah bir katre yağmur vermemiş. Neden sonra birisinin aklına o devrin büyük velîsi Zünnûn-i Mısrî Hazretlerinden yardım istemek gelmiş. O zât, Hazret'in huzûrunda boynunu bükerek kendisinden şöyle ricâda bulunmuş, "Siz de biliyor ve görüyorsunuz ki halk büyük bir mihnet içindedir. Derdimiz çok büyük. Şu âciz insanlar için bir duâ buyursanız. Şübhesiz ki Allah, sevdiği kullarının duâsını reddetmez" demiş. Zünnûn-i Mısrî Hazretleri, sükût etmiş, bir cevap vermemiş ve o gün Mısır'ı terk edip Magrib tarafına gitmiş. Yirmi gün kadar sonra Mısır'a döndüğünde Mısır'ın yağmura doyduğunu, bütün havuzların ve sarnıçların su ile ağzına kadar dolduğunu ve halkın sevinç ve sürur içinde bayram ettiğini görmüş. Mısırlı âriflerden biri Zünnûn-i Mısrî'ye sormuş, "Halk senden yağmur için duâ taleb etmişdi, sen ise duâ etmek yerine kalkıp gittin. Bunun hikmeti nedir?" diye sormuş. Hazret-i Zünnûn, şu cevâbı vermiş, "Biliyorum ki, yağmurların kesilmesi ve rızıkların daralması, kötülerin kötülükleri yüzündendir. Düşündüm ki, bu memleketde benden daha kötü, benden daha günâhkar bir kimse yokdur. Anladım ki, bu kıtlık ve bu kuraklık benim yüzümdendir. Demek ki halkı bu darlıkdan kurtarmak için buradan gitmem lâzım diye düşündüm, onun için gittim" buyurmuşlar.
İşte evliyâullahın hâli budur. Onlar onca ibâdet ve tâatlarına, zühd ü takvâlarına rağmen kendilerini beğenmezler, ucub getirmezler, bilakis kendilerini herkesden dûn görürler.
Ey bana iyi diyen benem kamudan kemter
Şöyle mücrimem yolda mücrimler benden server
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder