Ukâlalık, malûmatfuruşluk, bilgiçlik taslama bunların hepsi kibirdendir. Her şeyi bildiğini iddiâ edenler, her mevzuda fikir beyân edenler, kibir illetine mübtelâ olmuşlardır. Hava atmak, ne çok biliyor desinler diye lüzumlu-lüzumsuz her türlü bilgiyi toplamak, bir şeyi en ince teferruâtına kadar öğrenmeye çalışmak, hiç faydası olmayan şeyleri dahi öğrenmeye çalışmak hep kibrin netîcesidir. Tabii kibirli olan kimse bunları yerli yersiz ortaya saçacakdır. Ya konuşarak, ya yazarak kendisinin ne kadar bilgili olduğunu göstermek isteyecekdir.
Dikkat ederseniz, konuşmalarda da, yazılı eserlerde de bunu hemen farkedersiniz. Adam kitap yazmış, binlerce lüzumsuz dipnot koymuş. Birisi tez yazıyor, yüzlerce sayfalık girizgah yapıyor. Bir başkası konuşma yapıyor, on dakikalık sözü iki saate yayıyor. Neden? Ne çok biliyor desinler diye.
Ekseriyâ ilim erbâbında görüyoruz bunu ve onlara özenenlerde. Zannediyorlar ki lafı ne kadar uzatırsak o kadar dikkat çekeriz, kitabı ne kadar kalın tutarsak o kadar kıymetimiz bilinir. Halbuki çok sözde değildir kerâmet. Hakîkat son derece basitdir. Nitekim ilim şehrinin kapısı olan İmâm-ı Ali kerremallahu vecheh, "İlim bir noktadır, câhiller onu çoğaltır" buyurmuşdur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder