Aşkın ile bülbül gibi artmakdadır âhım / Kaydet beni de "defter-i uşşâk"a a mâhım
Sayfalar
▼
2 Nisan 2026 Perşembe
Mükellefiyetin Üç Şartı ve Kulluk
Dînî bir ıstılâh olarak mükellefiyyet, bir insanın îmâna dâir esasları öğrenerek kabûl etmesi ve Allah'ın emir ve yasaklarından sorumlu olması demekdir. Bir insanın mükellef sayılabilmesi için üç şart vardır. Akıl, buluğ ve hürriyet.
Burada kasdedilen akıl, söyleneni anlayabilme ve neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırd edebilme kâbiliyyetidir. Bu kadarcık bir akıl bile kulluk için kâfîdir. Deliler akıldan mahrûm oldukları için mükellef değillerdir.
Bulûğ belli bir yaşa gelmek demekdir. Küçük çocuklar için mükellefiyyet yokdur çünkü bedenleri henüz tekâmül etmemişdir, mesûliyyet duyguları gelişmemişdir.
Hürriyetden kasdedilen ise kişinin îmânını gizlemek zorunda kalmadığı, ibâdetleri yapmakdan men edilmediği bir hâlde bulunmakdır.
Bu üçünden biri eksik olursa insan mükellef olmaz. O kişiden tekâlif-i ilâhiyye düşer. Yani dînî mesûliyeti olmaz böyle bir kimsenin. Ne var ki bu üç sıfatın bir kimsede bulunması da onun Hakk katında makbûl bir kul olması için kâfî değildir. Başka bir takım vasıflar gerekir.
Kulluk için akıl lâzımdır, akılsız olmaz ama akla sığmayan nice evâmir-i ilâhî vardır. Hakk'a lâyıkıyla kulluk edebilmek teslîmiyyete bağlıdır. "Bu benim aklıma uymuyor" diyerek dîni kendi akıllarına uyduranlar, dînden çıkmış olurlar. Kezâ maddî yâhud manevî bir menfaat için Allah'a kulluk edenler de nâkısdır. Akıl menfaat peşindedir ama Allah ihlâs ile yapılan amele kıymet verir. Cennet ümîdiyle, cehennem korkusuyla, sevap arzusuyla yapılan ibâdetlerde ihlas yokdur.
Bulûğa gelince. Malûm ya bulûğ olgunluk alâmetidir. Meselâ beş yaşında bir çocuk henüz bedenen olgunlaşmadığı için oruç tutumakla mükellef değildir. Zîrâ oruç hem bedenî bir ibâdetdir, meşakkatlidir, sabır ve tahammül gerekdirir. Hakk katında makbûl olan kulluk için sabır lâzımdır, tahammül lâzımdır. Zîrâ insan hayatı boyunca iyi-kötü, acı-tatlı pek çok hâdiseyle karşılaşır, zor zamanlardan geçer, safâlı vakitlerde bulunur. Hakk'a makbûl olmak için darda varda kulluğu ihmâl etmemek gerekir, kahırda da lutufda da Allah'ı unutmamak lâzımdır. Bu da ancak insanın manen bulûğa ermesi ile mümkündür.
Hürriyet şartdır demişdik ama insanların çoğu zâhirde hür oldukları hâlde bâtında hür değildir. Çünkü nefslerine esîr olmuşlardır, şehvetlerine köle olmuşlardır. Kimisi karısının kölesi, kimisi patronunun esîridir. Kimisi paranın pulun mahkûmudur, kimisi makâmın, mevkînin. Asıl hürriyet rûhun hürriyetidir, bu da ancak nefsin esâretinden kurtulmakla olur. Nefsine mahkûm olan kişi, pâdişâh da olsa köledir. Hakk'a lâyıkıyla kulluk yapabilmek için nefse mahkûm olmakdan kurtulmak, nefsi mahkûm edip, rûhu hâkim kılmak lâzımdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder