Mürşid-i Azîzim Muzaffer Efendi Hazretleri buyurdular ki :
Kudretullahı görüyorsun değil mi? Semâvâtı nasıl kaldırmış? Yıldızlarla nasıl semâyı süslemiş? Güneşlerle, mevsimlerle, aylarla, günlerle, haftalarla, saatlerle, dakîkalarla, sâniyelerle, hep hesâba sokmuş Allah bunları, birer birer hesapda bunlar. İşte bunlara kâdir olan Allah senin de ömür hesâbını sana soracak. Nereye sarfetdin ömrünü? Günaha mı sevaba mı? Çünkü diyor ki Peygamber, "Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemîn ederim ki bu âlemden sonraki âlemde iki makâm vardır. Birisi cennet, biri nâr". İkisinin de ehli var. Cennet ehli, Allah'ı tevhîd eden, Allah'a şirk koşmayan, sözü temiz, özü temiz, zâhiri temiz, bâtını temiz, dili tevhîd ile süslenmiş, gözü ibretli, kulak dinlediğinden öğüt alıyor, hak yola yönelmiş, nereden gelip nereye gitdiğini aramış sormuş ve arıyor. Ve diyor ki, "Ben burada fânîyim, bir bâkîye ihtiyâcım var" diyor. "Ben burada açım beni doyuracak bir rezzâk lâzım" diyor. "Ben zayıfım bir kavîye ihtiyâcım var benim". İşte Allahu Teâlâ'yı bulmuş böyle bu şekilde. İlme'l-yakîn ve ayne'l-yakîn ve hakka'l-yakîn bulmuş Allah'ı.
Çünkü burada Allah'ın kudretini görmeyenler, Hakk'ı görmeyenler, âhiretde göremezler, gözleri kördür onların. Onlar bu âlemde her ne kadar zâhirde görseler de onların kalb gözleri kördür. Cenâb-ı Hakk diyor ya, "وَمَنْ كَانَ ف۪ي هٰذِهَ۪ٓ اَعْمٰى فَهُوَ فِي الّْٰخِرَة اَعْمٰى وَاَضَلُّ سَب۪يلًَ ", bu âlemde a'mâ olan, yani hak ve hakîkati görmeyen demek, baş gözü kör olan manâsına değil, kalb gözü kör olan...Kalbin gözü vardır. Kalbin kulağı vardır. Kalbin kalbi vardır. Kalbin dili vardır. Yalnız vücûdun dili yok, vücûdun gözü yok, vücûdun burnu yok, vücûdda ne varsa, kalbde o vardır. Burada a'mâ olan, hak ve hakîkati bulamayanlar, çok ağlayacaklar.
Bir gün Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem, ashâbına şunu söyledi, kulağında kalsın, dedi ki, muhbir-i sâdık Muhammed Mustafâ böyle haber verdi, ne yapalım biz onu naklediyoruz, indî bir şey söylemiyoruz. İndî olursa benim sözüm, ister kabûl et, ister etme ama muhbir-i sadık olan Allah'ın sevgilisi mahbûbu, âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed Mustafâ, sâhibü'l-mu'cizât, sâhibü'l-Mi'râc, sâhibü'l-Kurân, habîb-i Yezdân, bir gün dedi ki ashâb-ı bâ-safâya, iyi dinle, kulağını benden yana ver, "Binde dokuz yüz doksan dokuz kişi nâra, binde bir kişi cennete gidecek" dedi. Ashâb-ı kirâmın kulakları böyle açıldı, gözleri fal taşı gibi büyüdü. "Yâ Resûlallah, ne olur bizim hâlimiz?" dediler. Buyurdular ki, sallallahu aleyhi vesellem, iyi dinle, "O binde bir sizsiniz" dedi, cümleniz yani. Muhammedü'r-Resûlullah diyenler yani. Allah diyenler, Allah'a şirk koşmayanlar. Katletmeyenler, adam öldürmeyenler, zinâ etmeyenler, hırsızlık yapmayanlar, içki içmeyenler, anaya babaya âk olmayanlar, anaya babaya âsî olmayanlar, Allah'ın Kitâbı’nı kendisine minhâc edinmiş, sırât-ı müstakîm olan yola, islâm yoluna çıkmış. Çünkü o sırât-ı müstakîm olan islâm yolunun bir ucu Allah'a vâsıl olur, rızâya, rıdvâna, cennete gider.
Kardeşler! Çok korkunç günler gelecek. Önümüzde büyük akabeler bizi beklemekde. Ölüm akabesi, kabir akabesi, kabir karanlığı, kabir zulmeti, kabir azâbı, kabir sorusu. Sonra onunla da bitmiyor iş, ondan sonra kaldırılacağız. "Efendim kim kaldıracak? Nasıl olur, kalkar mı ölen adam?". Görmüyor musun rebîi, ilkbaharı görmüyor musun? O ölü ardı Allah nasıl diriltiyor! İnkâr mı edeceksin! İşte onun gibi. Ölü toprakları Allah diriltiyor, yerden yeşertiyor böyle, kâdir. Ha o, ha o. Bir mikropla bütün insanların hilkati Allah için birdir. Allah'a hiçbir zorluk yokdur. Bir mikrobu yaratması neyse, milyarlarca insanı yaratması da odur Allah için.
Şimdi, Allah diyor ki okuduğum âyet-i kerîmede, "يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ". Ey müminler! Size ismimi verdim diyor, ismimi verdim. Allah'ın bir ismi mümindir. "هُوَ اللّٰهُ الَّذٖي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ". Allah'ın bir ismi mümindir. Ey müminler! Size ismimi verdim. "يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِهٖ, benden hakkıyla korkunuz”.
Her ne yaparsan yap, Allah huzûruna çıkacağını düşün. Hiçbir şey unutulmaz, Allah her şeyi görür, Allah her şeyi işitir, Allah her şeyi bilir. Hattâ sâhib olduğun vücûd bile senin aleyhinde şehâdet edecekdir. Bunu unutma! Eller, kollar, gözler, kulaklar, hepsi senin aleyhinde şehâdet edecekler. Yâhud lehinde şehâdet edecekler. Leh de var, aleyh de var.
Diyecek ki, "Yâ Rabbi, abdest aldı, uzak bir mescide gitdi, tevhîd ederek, sana ibâdet etmek için, şâhidim ben" diyecek. Allah görüyor ama şâhidleri de var. Günah işlemişsin inkâra yeltenmişsin, ağzın tutulur, elin konuşur, ayakların şâhid olur. Esteîzübillah, "اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَٓا اَيْدٖيهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ, biz kıyâmet gününde ağızları mühürleriz, elleri konuşdururuz, ayakları tanık tutarız, şâhid tutarız yapdıklarınıza" diyor Hazret-i Allah.
Her şeye kâdir O! O'ndan başka bir şey yok, "Lâ mevcûde illâ hû". "Lâ mahbûbe illâ hû", ancak sevgili O. "Lâ ma'bûde illâ hû", O'ndan gayrı ibâdete lâyık ilâh yok. Allah, Allah Celle Celâluhû Hazretleri. Hakkıyla Allah'dan kork. Bilmiş ol ki muhakkak her nefesin sayısınca senden sorulacakdır. Allah yoluna girersen, Kurân yoluna, her şey kolay. Allah sana kolaylık gösterecek ibâdet ve tâatında. Masiyete gidenler, onlar helâk oldular, masiyete, isyâna gidenler, günaha gidenler. Hakk yolunda yürü. Dilinde tevhîd olsun. Gönlünde Allah muhabbeti olsun. Gözünde ibret olsun. Kulağın hakkı işitsin, hakka kulak versin. Hakdan gayrını işitme, tıka kulaklarını. Yani Allah'ın sevmediği sözleri dinleme, onu demek istiyorum sana. Kulaklarını tıka. Onlara kulak tıka. Allah'ın davetine, Allah'ın Kitâbı’na, Allah'ın davetçilerine kulaklarını iyi aç, zarar etmeyeceksin.
www.muzafferozak.com
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder